Mekanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mekanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2012 Pazar

Pizzeria Vecchia Taormina

Taormina, Sicilya'daki en "in" mekanlardan biri hiç şüphesiz. Taormina, turizm sektörü ilk ortaya çıktığı zamanlarda popüler olmuş, bu güne kadar da popülerliğini yitirmemiş şirin mi şirin bir kasaba. Bodrum, Mikonos, San Tropez gibi merkezler turizm cenneti olmadan burası varmış ve hatta Liz Taylor ile Richard Burton aşkının birkaç bölümü bu şirin ve romantik kasabada yaşanmış. Çicekler fışkırıyor balkonlardan, daracık sokakların gölgesinde limon ve portakal ağaçları sarkıyor damlardan. Arnavut kaldırımlarında gitar ve akordiyon çalan sevimli italyan sanatçıları, küçük sanat galerileri ve hediyelik eşya dükkanları ile dolu sokaklar.

Taormina çok turistik bir yer olduğu için her restorana da güven olmaz elbet. Çok güzel manzaralı, Taormina'ya yanaşan cruise gemilerine bakan pırıl pırıl birçok mekan var ve eminim bazıları çok iyidir ama ben size özellikle canınız pizza çekerse çok beğeneceğiniz bir mekan önereceğim. Pizzeria Vecchia Taormina, bir daracık sokakla bütünleşmiş, şirin bir yer. Sokağın başında tabelasını görüp giriyorsunuz içeri ve sıcak günlerde gölgeler altına koyulmuş masaları buluyorsunuz. Vino Casa Rosso (ev yapımı kırmızı şarap) nefis. Pizzalar dev gibi; asla iki kişi giderseniz iki pizza ısmarlamayın. Üzerinde öyle güzel peynirler kullanılmış ki pizzaların, yerken özel bir zevk alıyorsunuz. Antipasti tabakları da eşsiz lezzetler barındırıyor.

Uygun da bir hesap ödeyip çıkıyorsunuz. Servis biraz yavaş ama olur o kadar. Ada psikolojisi zaten hep rahatlık ve yavaşlık üzerine. Çok dar vakitte gitmeyin ki tadını çıkarın mekanın.



Trattoria al Delfino

Sicilya'ya, özellikle de Palermo'ya yolunuz düşerse üşenmeyip bir 20 km batıya, Sferracavallo'ya uğrayın ve sahilde Trattoria al Delfino'yu bulun. Ama lütfen yapın, burası kaçırılacak gibi bir yer değil; özellikle de deniz ürünlerinden hoşlanıyorsanız.

Sizi bilmem ama ben ana diline hakim olmadığım yerlerde gezerken menüyü elime aldığımda o restoranın en güzel yemeğini ısmarlamaya çalışır, neleri tadamadığımla ilgili de strese girerim. Herşeyi de anlamayınca çoğu zaman şansa ya da garsonun tavsiyelerine teslim ederim kendimi. İşte Trattoria al Delfino bu sorunu ortadan kaldırıyor ve tam bir ziyafet çekmeniz için uygun ortamı sağlıyor. Restoran öğle yemeğinde de akşam yemeğinde de açık, biz öğlen yemeğinde oradaydık, akşam daha bile keyifli oldundan şüphem yok. Yanlız unutmayın, İtalya'da yazın restoranlar öğleden sonra üç gibi siesta için kapanıyor ve yedide tekrar açılıyor.

Restoranın özelliği fiks bir menüyle çalışması ve sizi sipariş verme derdinden kurtarması. Öğle yemeğinde 8 çeşit başlangıç (primi piatti), 3 çeşit makarna/risotto (seconder piatti), bir kapanış sürprizi ve tatlı sunuyorlar. Ayrıca limitsiz beyaz şarap ve su ikram ediyorlar. Üstelik te bu ziyafetin fiyatı kişi başı sadece 27 EUR. Menüde neler mi var.. Dayanamadım, her gelenin fotoğrafını çektim ben.. Açılışta balık pastırması, midye buğulama, karides ızgara, ahtapot salatası, karides kokteyli, kalamar tava, balıklı patlıcan yemeği, havyarlı balık buğulama; sonrasında istiridyeli, sarımsaklı spagetti, deniz ürünlü risotto ve balıklı bir makarna daha vardı. Sonrasındaki sürpriz ise bir istakoz ve kılıç tava.. Bir de kapanış için gelen limonlu sorbet vardı ki, tüm yediklerinizi hazmettirir.

Dahasını anlatmaya gerek yok; fotoğraflara bakıp kendiniz karar verin ve lütfen oralara gidip te buraya uğramadan dönmeyin :)















Şahin Tepesi - Bir Salaş Balıkçı

Karadeniz sahilinin Bulgaristan'a en yakın noktası İğneada'daydım geçen haftalarda. Burası beklentimin çok üstünde bir yer çıktı. İstanbul yakınlarında haftasonu gidilecek mesafelerde nereye gitsem kalabalıktan göz açılmayan plajlara alıştığım için bu boş sahiller, kumsalı döven hırçın dalgalar, mavi yeşil denizin rengi ve küçücük dükkanlarla dolu şirin köy çok mutlu etti beni. Sahilde, hayli vasat, sallasan yıkılacakmış hissi veren bir otelde kaldım ama odamın penceresinden okyanus manzarasını andıran geniş kumsalı ve birkac metrelik dalgaları seyretmek çok keyifliydi. Bu yazın sıcak gecmesi de Karadeniz'i bile ısıtmıştı ve dalgalarla boğuşmaya razı olup denizin de keyfini çıkardım.

Karadeniz olur da balık olmaz mı? Kalkanı meşhur İğneada'nın. Bunun dışında da bol bol taze balık bulunası bir yer ama sezon da uygun olmalı tabi. Yazın kıt oluyor balık. Eylülde açılacak yeni balık sezonu, gitmek lazım tekrar. Size bahsetmek istediğim yer bize İğneada'daki birkaç kişinin tavsiyesi üzerine gittiğimiz Şahin Tepesi Restoran. Şahin Tepesi, İğneada'da liman üstünde, bir tepeye kurulmuş salaş bir yer. Ramazanda gittiğimiz için mekan çok boştu, bir de biz öğleden sonra gidince tek konuğuyduk mekanın. Harika bir kalkan, tazecik sebzelerle hazırlanmış bir salata yedik ve uçsuz bucaksız Karadeniz manzarasını seyrettik doya doya. Servis te, yediklerimiz de çok nefisti, İğneada'da gidilecek mekan olarak tavsiyem olur.

Tam çıkacaktık ki restorandan, mekanın sahipleri gelip tekerimizin patladığını haber verdiler. Tekeri şişirmeye de yardım ettiler hiç düşünmeden o sıcağın altında. Böyle şeyler çok etkiliyor insanı; küçük jestler ama gönülden yardım eden insanları görmek çok sevindirir beni. İşte bu yüzden bir kez daha öneriyorum Şahin Tepesini. Yolunuz düşerse uğrayın derim.




23 Ağustos 2012 Perşembe

İzmir'de Cennet Bir Mekan : Cumba

İzmir'e yolum düştü yakın zamanda ve kime sorsam nerede ne yenir diye, bir Deniz Lokantasi'dir gitti. Tamam, Deniz de cok kotu demiyorum ama özel mi emin değilim. Zaten bana bu tavsiyeyi veren İzmirli arkadaslar da ozur diler bir edayla "İstanbul'da lezzet kovalayan birine uyar mi bilmem ama İzmirin ünlü mekanıdır" diyerek neredeyse mahçup bir tavsiyede bulundular. Ama bir arkadasimdan baska bir tavsiye daha geldi ki, iyi ki gelmiş. Artik "Cumba" benim İzmirdeki en favori mekanim oldu.

İzmir'de deniz kenari bir mekan ariyorsaniz burasi sizi mutlu etmeyebilir ama et seviyorsaniz gelin bosverin denizi ve deneyin burayi. Manisa yolu üzerinde, Bornova çıkışından hemen önce bir benzinciden giriliyor Cumba'ya. Asansörle iniyorsunuz restorana, birkaç kat seklinde dağın eteğine kurgulanmış mekan. Bahçeye oturmaniz tavsiye olunur. Mekan sahibi zevkli bir peyzaj yaptirmis buraya, yasemin ve biberiye kokulari içinde geçiyorsunuz yerinize. (Sonradan garson ilgimi görünce bana limon otu, lavanta gibi bitkilerin olduğu kismi da gezdirdi :) )

Hafif bir müzik eşliğinde, romantik bir ışıklandırmanın verdiği keyifle veriyorsunuz siparişinizi. İyi bir şarap menüsü ve et ağırlıklı seçimleri var. Biz et ve Ravioli'den yana kullandık seçimimizi. Harika bir salata, çok kaliteli bir zeytinyağı da cabası. Abartısız son zamanlarda yediğim en iyi bonfileydi. Yemeğin en etkileyici kısmı ise garsonumuzun bizi okurcasina ikram ettiği dömisek (aslinda bence tatli sarap demek uygun düşer ama üstünde dömisek yaziyordu) Urla Symposium şarabı ve meyveydi. Bu şarabı da o aksam nasıl hoşumuza gittiğini de unutmam.

Zeytin ağaçlarına bakarak, ege rüzgarının getirdiği kekik kokularını içinize çekerek çok güzel lezzetler tatmak isterseniz benim tavsiyem Cunda olur..

10 Temmuz 2011 Pazar

Suada Fish

Lezzeti ve ambiyansıyla öne çıkan bir balık mekanına daha gittim bu hafta. Suada Fish.

Suada çok cennet bir yer. Biraz suni aslında, hayatın gerçeklerinden uzak. Süslü, narin ve hoppa. Çıkınca Suadaya kafayı kaldırdığınız yer ışıltılı, parıltılı ve mutluluk veriyor. Lüksün, şıkır şıkır insanların doldurduğu bir yer burası. Sanırsınız ki İstanbul sadece sosyeteden oluşuyor, bütün kadınlar topuklu ayakkabı giyiyor ve vücütları taş gibi. Suadaya yanaşmak için yatlar sıraya giriyor, düğüne giden hepsi birbirinden şık giyimli insanlar trafik oluşturuyorar iskelede. Bu seçme insanların oluşturduğu gösterişli kalabalığı arıyorsanız daha da keyifli olabilir Suada. Hani "piyasa" dedikleri; burada piyasanın hası var bana sorarsanız.

Fish, Suadanın iki balık restoranından biri. Kalabalık bir mekan aslında ve garsonlar biraz bu kalabalıktan yorulmuş, stresli bir kosturma içindeler. Ama bu kısmını da bir tarafa bırakırsak lezzetler çok güzel. Biz de cuma akşamı gitme gafletinde bulunduk canım, suç biraz da bizde. Adamlar buldukları köşeye masa koyacaklar tabi cuma talebini değerlendirmek için. Benim önerim hafta arası gitmeniz olur.

Fish'te çok lezzetli açılış mezeleriyle başlıyorsunuz. Buharda pişmiş pazı, somon lakerda, yunan salatası gibi seçimler yaptık biz. Mezeler çok ve hepsi de lezzetli burada. Sonra ara sıcaklarda hamsi mücver, ızgara kalamar ve lahmacun denedik biz birer kadeh şarapla.




Buranın spesiyalitesi olduğunu düşündüğüm hamurda levrek denedik sonra. İki kişi için yapılan bu yemek, levreği hamur içinde pişirerek buharda, tamamen kendi lezzeti içinde kalacak şekilde yapılan bir yemek. Servis yapılırken hamuru yemiyorsunuz ama levrek gerçekten çok lezzetli bir şekilde çıkıyor bu formun içinden.


Gecenin sonunda "bomba" isminde bir tatlı denedik burada. Bomba, içine koyduklarını saydığımda size pek güzel olmayacakmış gibi gelecek ama inanın harika bir tatlı. İç,nde neler mi var, benim hatırladıklarım şöyle: Ahududu, vanilyalı dondurma, fındık, tahin helvası, çikolata sosu ve parçaları, ceviz, kuru üzüm. Bilmem belki başka şeyler de vardır ama benim açımdan kuru üzüm olmasa daha da güzel olabilirdi :)

Fish'i balık ve manzara arıyorsanız öneririm. Yine de kıyıdaki Park Fora ya da Mavi Balık gibi yer etmiş mekanların önüne geçemez benim görüşüm; ama daha şık. Suada'nın büyüsü önemli derseniz kaçırmayın gelin derim.

Milan'da Bir Lezzet Durağı - Boccon Divino

Birkaç ay önce Milan'a yolum düştü ve İtalya'da şu ana kadar en keyif aldığım yer diye bahsedebileceğim bir restoranda yemek yedim: Boccon Divino; St.G.Carducci, 17 (+39 28660040) (http://www.boccondivino.com). Özellikle şarap içmeyi ve şarapla gelen atıştırmalıkları seviyorsanız bu adresi kaçırmamalısınız derim.

Şehir merkezinden yürüme mesafesinde Boccon Divino. 1976da kurulmuş bir mekan, o zamandan beri en iyi İtalyan şarküteri ürünlerini arayıp bulmuş, eşsiz şarap menüsüyle birlikte sunmuş. Şarap listesinde 900 üstünde İtalyan şarabı sunuluyor. Burası tam anlamıyla pantolonunuzun fermuarını gevşetip keyifle oturacağınız, saatlerce İtalyan lezzetleriyle degustasyonun keyfini çıkaracağınız bir mekan.

Menü, İtalyan mutfağından alışık olduğumuz üzere 4-5 ayrı servisten oluşuyor. Masaya oturduğunuzda bir sepet içinde istiflenmiş taze sebzeler buluyorsunuz. Domates, salatalık, turp, lahana gibi çiğ yiyebileceğiniz bu sebzeler çok tazeleyici bir açılış oluyor. Bir aparatif ya da prosecco eşliğinde sebzelerinizi nefis kokulu zeytinyağı ve balzamik sirke karışımına batırarak yiyorsunuz. Sonrasında güleryüzlü garsonlar her gelen yemeğe uygun bir şarapla masanıza gelmeye başlıyorlar. Açılışı domuz salam ve pastırmalarının en seçmelerinden bir sunumla yapıyorsunz.(Crudites) Burada size sunulan servislerden daha kıymetlisi, servis arabasıyla gelen, İtalya'nın en kıymetlisi diye lanse edilen bir çeşit ki, misafirlere de bu salamı kesebilmeleri için şans tanınıyor. Gerçi ince kesme işi öyle kolay bir iş değil, denemenizi önermem. İkinci yemek gibi gelen, smoked domuz pastırmalarından oluşan bir tabak. Tabi smoked koku ile giden uygun bir şarap eşliğinde.



Üçüncü yemek olarak ya bir fresh pasta (taze makarna) ya da risotto alabilirsiniz. Bundan sonra da peynir çeşitleri geliyor. Aslında domuz salam ve pastırmalarından oluşan iki course ve bir karbonhidrat course sonrasında peynir yiyecek yeriniz kalmamış oluyor ama bu da atlayabileceğiniz gibi değil. Tam bir stand dolusu peynirden ya siz seçiyorsunuz ya da seçimi onlara bırakabiliyorsunuz. Bence onlara bırakın. İlk önerdikleri 3 çeşit krema tarzlı, süt kokusu hakim peynirler. Sonra bir koleksiyon da kuru, kokusu aromatik ve iyice dinlendirilmiş peynir öneriyorlar. Bu iki tabakla da farklı şaraplar içiyoruz.

Ben kendi adıma, pastırmalar bittiğinde doymuştum adeta ama gelen lezzetler o kadar güzeldi ki hepsinden tatmaya devam ettim. Aslında çok ta abartmamak lazım. Özellikle et kısmı bizler gibi domuz şarküteri ürünlerine çok alışık olmayan kişiler için biraz abartılı oluyor; lezzetli de olsa. Özellikle peynir kısmına kapasitenizi saklamanızı öneririm çünkü bence bu kısımda midenizde yer olmaması çok kötü oluyor.



Son olarak masaya süper bir sorbet ve tatlı geliyor, meyve ağırlıkı bu tatlıyla da içeceğiniz harika aromatik bir tatlı şarap. Bir de bu aşamada masaya fındıklı bir biscotti (peksimet gibi birşey) geliyor ki ben böyle keyifle yediğim birşey hatırlamıyorum.

Gecenin sonunda içinizden tebrik etmek geliyor restoranı. Gerçi sandalyeden kalkma çabası sırasında kızıyorsunuz adamlara ama aklınızda yer edecek bir lezzet şölenini de yaşamış olmanın zenginliği kalıyor hafızalarda. Evet evet.. Boccon Divino harika bir yer.

3 Temmuz 2011 Pazar

Yeniköy'de Balık Sandal'da Yenir

Sevgili arkadaşım Kurtuluş'un tavsiyesi üzerine gittiğim ve böyle şey olmaz dediğim bir mekanı anlatacağım bugün size. Hani böyle lezzetiyle, mekanın sıcaklığıyla ne hoşmuş, yine gelmeliyiz dedirten bir yer burası.


Yeniköy'de, tam iskeleye giren sokağın yanı başında, muhtarlığın hemen dibinde, ağaçların altına, cadde üstüne kurulmuş bir mekan Sandal. (http://www.sandalbalik.net/) Akşam saatlerinde ağaçları kırmızı bir ışıkla aydınlatıp hoş bir ortam yakalıyor. Caddenin gürültüsü biraz sıkıntılı ama mekanın büyüsünü bozamıyor. Hani vardır ya Atina'da, İzmir'de, Antalya'da limon ağaçlarının altına atılmış tahta masaların süslediği ve güler yüzlü garsonların şenlendirdiği küçük ve samimi mekanlar, topkı onlar gibi Sandal. Küçük tahta masalar kaldırıma atılmış, dilerseniz içeride dilerseniz de dışarıda oturabiliyorsunuz. Garsonların hepsi 20-25 yaşında gencecik cocuklar, kendi zevklerine göre tavsiyelerde bulunuyor, sizi yönlendiriyorlar. Mekanın içinde Ayvalık yöresi zeytinyağlarını ve ev yapımı turşuları satın alabiliyorsunuz.

Sandal eminim balık yemek için de doğru bir yerdir ama biz balık mezelerine bayıldık. Çeşitli ara sıcak spesiyaliteleri var ve porsiyonlar da çok doyurucu. Biz levrekten yapılmış bir balık çorbasıyla açtık yemeği.




Sonrasında karides güveç, balık kokoreç ve patlıcan balık bayıldı aldık. Patlıcan balık bayıldı, ilk kez burada gördüğüm ve bayıldığım bir lezzet oldu. Toprak güveçte közlenmiş patlıcanın içine karnıyarık misali doldurulmuş, çok lezzetli bir balık karışımının fırına verilmesiyle hazırlanmış bu yemek herkese tavsiyemdir. Balık köfte, balık mantı, hamsili pilav gibi birçok özel lezzeti de bulabilirsiniz burada. Hepsinin çok güzel olduğunu düşünüyorum.



Yemekler gelmeden masaya çok lezzetli bir patlıcan köz salata ve salatalık turşusu geliyor. Sonrasında da tatlı seçenekleri mevcut. Belki de tek kusuru mekanın, alkol servisinin olmaması. Bilmem belki de böylesi küçük, sevimli ve normal fiyatlı kalmasını da alkolsüz olmasına borcludur. Sonucta alkol olmayınca cok uzun sure oturulmuyor ve haliyle daha karlı oluyor isletmeler.

Bir akşam ya da öğle yemeğinde yolunuz Yenikoy'den gecerse kacırmamanız gereken bir mekan Sandal. Hele de bir balıkseverseniz.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Eskişehir İstanbul Yolu Üstünde Şelale Restaurant

Her zaman memnun kaldığımız mekanları yazıyorum buraya ama bu kez bir miktar yermek istediğim bir mekandan bahsedeceğim. Eskişehirli olduğumdan yıllardır İstanbul yolu üzerinde durup birşeyler yeme ihtiyacımız olduğunda aklımıza gelen bir mekandır "Şelale". Bozüyük ile Bilecik arasında, bu yönde giderken yolun karşısında kalır. Mekanın yeri çok güzeldir. Şırıl şırıl akan Karasu deresinin üstüne konumlanmış bu restorana yaz günlerinde doyum olmaz.

Klasik yol üstü mekanlardandır aslında Şelale; ızgara et, tavuk çeşitlerini yiyebileceğiniz bir yerdir. Aslında benim çocukluğumdan beri burayla ilgili tecrübelerim çok pozitifti, ta ki son Mayıs ayında uğrayıp pişman olana kadar.

Büyük bir grup arkadaşla çıktığımız tatil dönüşü çok acıkarak girdik Şelale'ye. Doğası yine çok güzel Şelale'nin. O gün de Fenerbahçe'nin şampiyonluk maçı var, grupta bir "televizyon vardır inşallah" havası hakim. İlk sorumuz bu oluyor girer girmez ama aldığımız cevap "malesef, Digiturk çok pahalı" oluyor. Biz bayanlar olarak çok şikayet etmiyoruz ve alıyoruz yerimizi. Bu arada şimdi internet sitesine bakıyorum da restoranın, Lig TV olduğu konusunda ilk sayfadan beyan vermişler. (http://www.selaleturizm.com.tr/)

Mekan kalabalık, garsonlar bezmiş, yüzlerden düşen bin parça. Bol sipariş veriyoruz, herşeyin tadına bakmak istiyoruz. Servis yavaş, sabırsızlanıyoruz. Bu sırada açlığımızı bastıracak bir biber salçası geliyor masaya ki hakkını vermek lazım, güzel bir lezzet. Ben külbastı söylüyorum ki sonradan çok pişman olacağım. Malesef külbastı hem çok sert, hem külbastı değil hem de ızgara biftek soylemekten daha beter sinirler çıkıyor içinden. Neyse, bu şekilde doymaya çalışıyor ve söylüyoruz garsonlara bu ne rezalet diye.. Aldığımız cevap ta bir o kadar evlere şenlik .. Efendim kalabalıkta karıştırıyor bazen kasabımız.

Her neyse, diyeceğim o ki, Şelale restoran malesef çok bozulmuş. Bilmem biz bir daha buraya uğrarmıyız ama siz uğrayacaksanız da bilginiz olsun istedim. Doğası böylesine güzel bir yerde kurulmuş, Eskişehir İstanbul gibi işlek bir yol üzerinde bu tesis kaliteyi yüksek tutamazsa nasıl ayakta tutar bilemem.

Antalya'daki Kahvaltı Mekanınınız - Öz Ulupınar Restaurant

Vay bloglar kapandı, vay açıldı derken soğudum yazmaktan. Olur da kaybolursa yazdıklarım diye korkuyor insan. Aylar olmuş son yazdığımdan beri. Bu arada havadis birikti aslında ama ben sizlere bugün 19 Mayıs tatilini uzun hafta sonuna çevirerek bir grup can arkadaşla uzandığımız Antalya Adrasan'dan dönerken kahvaltı etme mutluluğunu yaşadığımız mekanı anlatacağım. Hani böyle "ya abi çok taktir ettim bu işletmenin sahibini dediğiniz mekanlar vardır ya, işte öyle bir yer burası.



Adrasan'dan (ya da Finike'den diyelim kolay olsun diye) Kemer'e doğru giderken Anayol üzerinde Ulupınar Köyü diye bir yerden geçiliyor. Tam yol üstünde, fazlaca büyük olmayan bir tabelası var Öz Ulupınar Restaurant'ın.


Buranın cennet gibi bir yer olduğunu, merdivenlerle kademe kademe inip çağlayan suları, alabalık havuzlarını, ortamı bir şemsiye gibi kaplayan yüz yıllık ağaçların gölgesini, balkonların üstüne kurulmuş sedirleri, bahçenin her yanına teneke kutuların içine ekilmiş, gösterişten uzak fakat doğanın nimetleri sayesinde coşup pırnakıl açmış ortanca çiçeklerini görünce anlıyorsunuz. Şarıl şarıl akan buz gibi suyun doldurduğu havuzlardan su içen kuşları, işletme sahibinin dünya güzeli küçük kızı Bahar'ı, koşturup hizmet eden Bahar'ın abisi Ali'yi tanıyınca tamam diyorsunuz, burası saklı bir cennet, sevgi dolu bir dünya.








13 kişilik grubumuzla buraya geldiğimizde kahvaltı saati bir hayli geçmiş olduğundan mıdır yoksa zaten iştahlı bir grup olduğumuzdan mıdır bilinmez, yol üstünde gözleme açmakta olan 2 kadının bize nasıl gözleme yetiştireceğini düşünüp şüphelendik önce. Sonra mekanın güzelliğini görüp işletme sahiplerinin misafirperverliğini görünce oturup çevrenin keyfini çıkarmaya başladık. Çeşit çeşit gözleme üstüne de kahvaltı siparişi veren arkadaşlara kızdık bile.. Çok gelecek yenmeyecek diye. Derken gerçekten gözlemeler yavaş gelmeye başladı ama kahvaltı denen şaheser gözlemeleri bir anda ikinci plana atmıştı zaten.



Buram buram süt kokan büyük porsiyonlda tereyağları geldi önce masaya, mis gibi kokan çam balıyla birlikte. sonra taze cevizlerle süslenmiş tulum peyniri tabakları. Hani ekmek nerede diye düşünürken odun fırınından çıkmış sıcacık pideler, işletme sahibinin sevimli oğlu Ali'nin elinde göründü. Malum o anda pide havada kapılıp yok oldu, Ali'yi yakalayıp devamını isteriz diyecek olduk. "Adın ne senin?" diye sordu yanımdaki arkadaşım. "Ali Bora Karataş" diye cevap aldık. Masadaki kahkaha ve Ali'ye duyduğumuz sevgiyi anlatamam.. ama ismini simdi de böylesi net hatırladığıma göre tahmin edersiniz onu ne kadar sevimli bulduğumuzu. Ali kahvaltı boyunca bize sıcacık pidelerden taşımaya devam etti.





Kahvaltı burada da bitmedi tabi. Ev yapımı reçeller, tereyağına kırılmış sahanda yumurta, kütür kütür yeşil ve etli siyah zeytinler. Bu arada da birer birer yağmaya başlayan gözlemeler.





Kesintisiz yiyerek geçen bir saat sonunda herkes hatırlanacak bir kahvaltı yapmanın gururu içinde dolu midelerin rehavetini köpüklü türk kahveleriyle attı üstüne. Sonra da fotoğraflar, fotoğraflar.




İşletme sahibine teşekkür ettik bol bol bizi böylesi güzel ağırladığı için. Biz kahvaltısını tattık bu güzel yerin ama burada Saç Kavurma, Alabalık, Bıldırcın, Kavun içinde Dondurma gibi başka lezzetler de varmış. Buralara yolunuz düşerse kesinlikle durup bir iki saat geçirin derim. Telefon numaraları (0242 825 0037, 0543 8856952, 0532 723 3052). Mekan Metin veya Mehmet'in yeri diye geçiyor kartın üstünde. Oraya giderseniz bizden de selam söyleyin.

27 Şubat 2011 Pazar

Akaretler'de Bir Güzel Sohbet Mekanı - Corvus

Corvus Latince Karga demekmiş. Bunu Akaretlerde geçen hafta gittiğim, Corvus isimli küçük ama samimi mekanda öğrendim. Corvus şaraplarının kurucusu ünlü bir mimar olan Reşit Soley'miş. Reşit Bey Bozcaada'da yarattığı Corvus markasından sonra şimdi de restoran konusuna merak sarmış olmalı ki Akaretler gibi seçkin bir mekanda Corvus Wine & Bite isimli mekanı açmış.

İyi ki de açmış. Geçen akşam mekana birlikte gittiğim arkadaşımın da dediği gibi burası bol içki, az yemek bir muhabbet mekanı. Dekorasyon bir mimarın elinden çıktığı belli, çok zevkli. Kocaman bir kara tahtada (sanırım Karga'nın Günlüğü diye bir başlığı vardı), o güne özel lezzetlerin listesini görebiliyorsunuz. Masalar küçük, yakın birbirine. Samimi bir ortam. Cadde ile aynı seviyede, camın önüne oturduğunuzda geleni geçeni de görebiliyorsunuz yakından. Yazın çok daha keyifli olur sanırım açık havaya da birkaç masa attıklarında.

Burada Corvus Şarapları ve bu şaraplarla giden lezzetler sunuluyor. Mekanın en çok taktir ettiğim yönü ise lezzetlerin hazırlanmasında Anadolu'ya, daha spesifik olarak ta Kuzey Ege'ye sadık kalınması. Örneğin şarapın yanına rokfor ya da brie getirseler kesinlikle aynı tarz olmazdı buradaki hava. Sunulan hicbir yemek karnınızı şişirecek cinsten deği, tam tersine tadımlık ve tadı damağınızda kalan cinsten. Menüde bir sürü çeşit var ama benim önerim şarabınızı seçmeniz ve yiyecek çeşitlerinde garsonlara güvenmeniz. Sizi yönlendiriyor ve uygun lezzetleri sunuyorlar. Biz bir kırmızı şiraz içtik ki şarap çok aromatikti ve hafif buruk ve odunsu tadıyla çok güzel bir damak tadı bırakıyordu. Yanında Ezine peynirleri, füme et, kuru incir topu ve kuru erik topu gibi tatlar içeren bir başlangıç tabağı ve sonrasında da salata, enginarlı, tahinli patlıcanlı kanapeler yedik. Çok keyif aldım ben bu usulden.

Fiyatlar, mezelerde 5-15 TL arası değişiyor, şaraplarda da her çeşit fiyat var. Ancak mekanın size sunduğu ortama göre kesinlikle pahalı olmadığını düşündüm. Pahalı şarapları kadeh olarak içemiyorsunuz.

Bir sonraki gidişimde birkaç ta fotoğraf çekeyim diyorum. Baktım da hiç yok elimde bir görsel..

Akdeniz Hatay Sofrası

Geçen hafta sonu Cirque du Soleil'i izlemek için Kazlıçeşme'ye gitmemiz gerekti, biz de o tarafa gitmişken Akdeniz Hatay Sofrası'na gidip bir ziyafet çekelim kendimize diye düşündük. Burası bol ceşidi ve lezzeti ile meşhur Hatay mutfağının İstanbul'daki en güzel temsilcisi bence.

Akdeniz Hatay Sofrası, yıllarını lokantacılığa vermiş Hatay'lı Deveci ailesinin açtığı bir mekan. Bu mekanda kullanılan tum malzemelerin (etler hariç) Hatay'dan geldiğini öğrenmek te hoşumuza gitti. Bir yerin mutfağına aşina olmak için orada yetişmiş ürünleri yememizin önemli olduğunu düşünüyor buranın işletmecileri. Hatay mutfağı kahvaltı kültürü ile doğmuş. Burada 151 çeşit sunulan bir kahvaltı büfesi varmış ki, tanıtımını okuduğumda gelmek gerek dedim direk. Gidince anlatırım, simdi teoride okuduğumu sizi anlatmamın bir anlamı yok.

Biz o akşam büyük bir grup olarak gidip birçok yemeği tatma fırsatı bulduk burada. Hepsinin lezzeti ayrı güzeldi. Ben şöyle tadıp resmini çekebildiklerimi size anlatayım

Hummusiye diye bir çorba içtik ki yoğurt çorbasının arpacık soğanı ve kuzu gerdan etiyle tatlandırılmışını düşünün, böyle birşey.

Sonra meşhur mumbar dolması yedik ki ben normalde pek sevmem böyle sakatat işlerini. Çok yumuşak, lezzetli buldum burada yapılan mumbar dolmasını.

Maklube Pilavı yedik sonra.. Üzerinde kızarmış patlıcanlar koyularak sunulan bu pilav lezzetini içindeki bademlerden ve üstündeki yumuşacık etten alıyor.

Sonra efendime söyleyeyim günün sürprizi tuzda tavuk geldi sofraya. Tuzda balık duymuştum da tuzda tavuk ilk kez Hatay Sofrası'nda gördüm. 40 yıldır Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde yapılan meşhur bir yemekmiş bu tuzda balık. Hatay'dan getirilen özel baharatlar, özel pirinç ile hazırlanan orta pişmiş iç pilav tüm bir tavuk içine doldurularak üzerine iyotsuz kaya tuzu ile kapatılarak odun ateşinde 200 derecelik fırında 2 saat pişirilerek hazırlanıyormuş bu lezzet şöleni. Servis esnasında da üzerine bir alkol benzeri sıvı döküp ateş yakıyorlar ve tuzu önünüzde kırarak tavuğu yenmeye hazır hale getiriyorlar. Bana teoride anlatsanız tuz tavuğun suyunu alır, kuru olur derdim bu yemek için ama derinin tavuğu korumasından mıdır nedir öylesine yumuşacık ve lezzetli pişmişti ki tavuk, buraya giderseniz kesin deneyin derim. Aslında burada tuzda bıldırcın, kuzu eti gibi varyasyonlarını da yapıyorlar bu yemeğin ama tavuğun yeri başka bana sorarsanız.





Yemekten sonra olmazsa olmaz Hatay'ın meşhur künefesini yedik tabi. Bana ağır gelmiştir oldum olası künefe. Şerbeti de bol getiriyorlar burada. Yani ben çok övmeyeyim ama masadakiler çok sevdiler. Bir de tuhaftır, üsütne yarım bardak süt getiriyorlar künefenin. Geleneksel servis yöntemi buymuş. Tuhaf geldi gerçi bu bana çünkü geçen yıl GAP gezim sırasında Hatay'da künefeciler çarşısında bile bu adeti görmemiştim. Onca yemeğin üstüne süt içmek bana imkansız geldiği için bıraktım orada sütümü.

Çayın yanında ikram olarak ta kömbe ismindeki kurabiyelerden getiriyorlar. Bu kurabiye Hatay'da tüm köylerin geleneksel bir yöresel lezzetiymiş ve imece usulu yapılır, tazeliğini uzun süre sakladığı için de muhavaza edilirmiş. Ben çok özel bulmadım kömbeyi :)

Şöyle bol bol yiyip mideyi şişirmek, değişik lezzetler tatmak isterseniz Hatay Sofrası'na gitmelisiniz. Hesaplar da bunca güzel ikrama göre uygun geliyor. Mekanın yeri biraz zor gerci.. Fatih'te Historia AVM yanında, Vatan Caddesi ustunde bu mekan. Trafikten korkmayacağınız bir zaman giderseniz daha iyi olur derim. Afiyetler olsun.

30 Ocak 2011 Pazar

Cafe Du Levant

İstanbul'da kaliteli mekanların sayısı azaldı diye süşünürken, böylesi güzel bir yerle karşılaşmak ne kadar keyifliydi. Haliç kenarında Sütlüce'de bulunan Rahmi Koç Müzesinin içine gizlenmiş ve sadece özel zevklerin yansımasıyla oluşturulmuş bir mekan Cafe Du Levant. Tam bir Paris Bistrosu yansıtılmış mekanın tum ayrıntılarında. Masalar, sandalyeler, duvardaki tablolar, bardaki aksesuarlar ve su an aklıma gelmeyen bircok ayrıntı antika bir Paris havasını yansıtıyor. Mekanda çalan seçme Fransız şarkıları da atmosferi tamamlıyor. Mekanın dekorasyonunda ve şekillenmesinde Rahmi Koç ve Azize Taylan bizzat ilgilenmişler. Azize Taylan, oldukça soylu bir aileden gelen, Rahmi Koç Vakfına ait kafe ve restaurantları işleten hanımefendi. Bu arada, Cafe Du Levant'ta yaşadığım harika tecrübeden sonra, Rahmi Koç Vakfı'na ait diğer mekanları da bir bir denemeyi koydum kafama. Zeyrekhane diye bir yer varmış mesela, şu an takvimimde orası var. Tüm restoranları da aslında su sayfada (http://www.zeyrekhane.com/) bulabilirsiniz.

Ben bir cuma akşamı gittim Cafe Du Levant'a ve şaşılacak kadar boştu içerisi. Cafe Du Levant'ın tam yanında, Halat Restaurant diye bir yer var ki burası daha ciddi ve daha restaurant havasında. Cafe Du Levant ise daha samimi, daha cafe-bistro havasında bir mekan. İşin avantajlı yanı, Halat Restaurant'ın menusunu Cafe Du Levant'ta da ısmarlayabiliyor, kaliteli bir şarap eşliğinde akşamın tadını çıkarabiliyorsunuz. Cafe Du Levant'ın web sitesinde (http://www.cafedulevant.com/site) menuye, mekanın fotograflarına kadar herseyi gorebilirsiniz. Ancak menulerini genisletmisler ve web sitesindeki menunun üstüne daha da farklı lezzetler sunmaya başlamışlar ki, ben yediklerimi anlatmadan geçemeyecegim.



Fransız mutfağının lezzetleri var burada; şüphesiz böyle Paris kokan bir mekandan da başka birşey beklenemezdi. O akşam yediğimiz iki yemek te tadı damağımızda kalacak lezzetlerdi. Mantar soslu bonfile yedi arkadaşım, ağızda dağılan etin lezzeti ve sosun ağzımızı sulandıran lezzeti harikaydı. Bense portakal soslu bir ördek yedim ki, yediğim en güzel ördek yemeklerinden biriydi. Ördeğin yumuşaklığı çok özel olmakla birlikte, portakal sosunun kattığı renk, havuç ve ıspanakla zenginleştirilmiş sos aroması, başlı başına unutulmayacak bir lezzetti. Öyle ki bence bu ördek tabağı İstanbul'da pek eşi olacak bir şey değildi.



Dedim ya mekan çok tenhaydı biz gittiğimizde.. Böyle olunca özel bir ilgi de görmüş olduk, iyi oldu bir yandan. Kırmızı şarap eşliğinde yemeğimizi bitirip üstüne de kahvelerimizi yudumladık. Otopark sıkıntısı diye birşey yoktu, restoranın önünde genişçe bir alan var aracınızı bırakabileceğiniz. Tahminen müze ziyaret saatlerinde burası dolu oluyordur ama akşam müze kapalıyken sırf restoran misafirlerinin orayı doldurabileceğini sanmam. Hesaba gelince, fiyat performans açısından mutlu olduğumu söyleyebilirim. Tabi ucuz değil böylesi klas bir yer ancak burada yaşanacak bir lezzet kaçamağına değer, benden söylemesi.

24 Aralık 2010 Cuma

Hurghada'da Balık Nerede Yenir?

Mısır'da özellikle dalış sporuyla ilgilenenlerin yollarının er ya da geç düşeceği iki şehir vardır. Sharm El Sheikh ve Hurghada. Bu iki sehirde de bilinmesi gereken en önemli şey, denizin dibinin bir cennet olduğu, ancak denizin üstünde hiçbirşey olmadığıdır. Bu inanın hiç abartılı bir söylem değil. Tekneyle kıyıdan çıktığınızda suyun dışında sadece çöl, suyun içinde ise bir benzeri olmayan cennet gibi bir dunya bulursunuz. Sharm'da eğer iyi bir para vermek isterseniz lüks oteller de mevcut. Sanırım orada keyifli bir zaman geçirebilirsiniz ama biraz bütçemize dikkat edelim diyorsanız korkarım sizi bir kabus beklemektedir. Otellerde özellikle yemek kalitesini hiç sormayın. Hurghada'da ise otel hiç önermiyorum, dalış yapacaksanız teknede kalmayı planlayın derim.

Kurban Bayramı'nda bir grup arkadaş Hurghada'daydık. Gecen yıl Sharm'da yukarıda anlattığım gibi bir tecrübe yaşadıktan sonra bu yıl otelde kalmayalım, live board yapalım, teknede kalalım demiştik. İyi ki demişiz, harika bir zaman geçirdik. Ancak yemekler yine vasat sayılırdı. Tatilimizin son günü Hurghada'da limana yanaştık ve güzel bir yemek yiyelim diye karar verdik. Sağolsun gruptan bir arkadaşın tanıdıklarının da tavsiyesiyle Fish House'da bir ziyafet çektik kendimize. Hurghada'da balık nerede yenir sorusunun cevabının da Fish House olduğunu anlamış olduk.






Fish House kapısında gördüğümüz etiketlerden anladığımız üzere Thomas Cook, Tui gibi büyük seyahat şirketlerinin de tavsiye ettiği bir mekan. Hurghada merkezde Fish House'u gözden kaçırmanız pek olası değil. Buranın ana caddesi üzerinde, hayli büyük bir restaurant burası. Fish House'un en ilginç yanı alkol olmamasına rağmen rahat rahat içebildiğiniz bir mekan olması. Burada bize alkollü içecek istiyorsak dışarıdan getirebileceğimizi ancak kendilerinin servis yapmadıklarını söylediler. Çok tuhaf ama bu sistem çalıştı. Hemen dışarıda bir bakkal var ve oradan istediğiniz içkiyi alabiliyorsunuz. Tabi en pratik çözüm bira, çünkü farklı bir içki için servis düzeni yok restoranda.

Benim önerim burada menü konusunda fix bir pazarlık yapmanız. Böylesi hem daha kolay oluyor hem de hesap ne kadar gelecek diye üzülmenize gerek kalmıyor. Biz çorba, jumbo karides, balık (deniz levreği) ve salata için adam başı 50 TL gibi bir rakam ödedik. Yemeğin kalitesine göre inanılmaz ucuzdu bu rakam. Aslında öylesine doyduk ki, fazla bile sipariş verdiğimizi farkettik. Her neyse, gözümüz gönlümüz doydu, Mısır'dan da bir balık ziyafetiyle ayrılmış olduk.







Yolunuz düşerse hiç düşünmeyin, gidin derim. Afiyet olsun.

17 Ağustos 2010 Salı

Umar's Fisch am Naschmarkt - Viyana'da Nefis Balık

Orta Avrupa ülkelerinde gezen ya da yaşayanlar bilir, bu ülkelerde balık yenmez. Balıkları ya soslu birşeyler yapıp rezil ederler ya da zaten sundukları balığın lezzeti zaten birşeye benzemediği için sosla olayı örtpas etmeye çalışmışlardır. (Ben daha hangi seçenek doğru çözebilmiş değilim) Menüyü alıp ta adam gibi bir balık yemek istiyorsanız belki de tek şansınız Norveç'ten gelmiş, her yerde bulunan ızgara somon yemektir. Almanya'da, Viyana'da, Çek, Slovakia, Macaristan, Polonya hep böyledir. Üzer beni bu gerçek. Bu insanların da bizler gibi tazecik balıkları götürmeye haklarının olduğunu, ızgarada cızırdayan bir çipuranın zerafetinden yoksun oldukları için talihsiz olduklarını düşünürüm.
Ne var ki bu yazımda sizlere Viyana'da yukarıda bahsettiğim inanışı yıkıp tam tersine böyle balık Türkiye'de bile nadir bulunur diyeceğim bir restorandan bahsedeceğim. Hem de fiyatları İstanbul'da boğazda yiyeceğiniz bir balığın çok altında. Naschmarkt'a Nordsee tarafından girdiğinizde (Bu arad Naschmarkt konusundaki yazıma bakarsanız adres detayını da bulabilirsiniz) hemen karşınıza, sol tarafta çıkan restoran Umar's Fisch olacaktır. Naschmarkt içinde hem balık dükkanı hem de restoranı olan bu restoranın sahipleri (nedense hiç şaşırmadım) iki türk kardeş: Erkan Umar ve Gökhan Umar... Bakmayın böyle yazdığıma, ben de olayı internet sitelerinden öğrendim (http://www.umarfisch.at/), umarım tanışmak ta kısmet olur bu iki güler yüzlü şirin insanla. Eee Avusturyalılara balık nasıl olur göstermiş adamlar. Taktir etmek lazım şüphesiz.









Umar's Fisch, 1996'da balık satışı yapan bir dükkan olarak bir aile şirketi olarak kurulmuş. Burada satılan balıklar, Umar kardeşler tarafından Fransa, Hollanda, Italya, Yunanistan, Dubai, Umman ve Hindistan'dan getiriliyormuş. Doğrusu merak içindeyim .. bu listede gerçekten Türkiye yok mu yoksa Türkiyeden gelen balıklar talep görmediği için web sitelerinde bahsetmediler mi acaba..Ticari başarı bazen böyle fedakarlıklar gerektirebiliyor, malum Avrupa'nın en popüler ülkesi değiliz :( Restoranı da 2004 yılında açmışlar ki bence çok akıllıca bir iş olmuş. Eminim ticari başarısı büyüktür ama benim için herşeyden önce çok güzel bir hizmet olmuş :)

Bu hafta Viyana'ya iş için geldim ve pazartesi gecesi İrlandalı bir arkadaşımla yemek yemek için Naschmarkt'ta buluştuk. Malesef Umar's Fisch'te hiç boş yer bulamadık. Salı gecesi tek başıma bir yemek yedim ama şanslıydım, yerim hazırdı bu sefer. Harika bir ton balığı carpaccio üstüne tavada pişmiş bir dil balığı yedim. Carpaccio çok kaliteli bir zeytinyağı ile servis edilmişti ve göz doldurucu bir porsiyondu. Dil balığım ise beni tıka basa doyurmaya yetti. Üstüne de ev yapımı bir tiramisu yedim ki, masadan kalktığımda o kadar yemeği nereme sığdırdığımı merak ediyordum. Öylesine lezzetli ve hafifti ki herşey, nasıl yediğimi bile unuttum. Yanında da buz gibi bir Avusturya Pinot Grigio yudumladım ki degmeyin keyfime.. Stresli bir gün sonrasında böylesi güzel bir yemek nasıl moralimi düzeltiyor anlatamam.

Umar's Fisch çok çeşitli balıklar, ızgara ahtapot, karides gibi çeşitler sunuyor. Deniz ürünlerini seviyor ve akdeniz usulü pişirilmesinden hoşlanıyoranız burası çok doğru bir adres. Umar kardeşler bence bir konuda daha doğru bir karar almışlar ve kullandıkları marine soslarını ve servis usullerini tamamen Türk/akdeniz usulünden çıkarıp bir miktar Avusturya, bir miktar da İtalyan/İspanya sentezi katmışlar olaya. Sarımsak lezzeti ve zeytinyağı kullanımı İtalya İspanya tadını, balığın yanında servis edilen çeşitli patates opsiyonları Avusturya tadını katmış servise. Böylece çok daha popüler olduklarından eminim. Şapka çıkarıyor ve taktir ediyorum ne diyim.. Bu gece tüm yediklerime 50 EUR hesap verdim ki bence kalite ve aldığım keyif için çok ideal bir ücret. Sizlere de burayı tavsiye ediyorum dostlar. Afiyet olsun.