Balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Balık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2012 Pazar

Trattoria al Delfino

Sicilya'ya, özellikle de Palermo'ya yolunuz düşerse üşenmeyip bir 20 km batıya, Sferracavallo'ya uğrayın ve sahilde Trattoria al Delfino'yu bulun. Ama lütfen yapın, burası kaçırılacak gibi bir yer değil; özellikle de deniz ürünlerinden hoşlanıyorsanız.

Sizi bilmem ama ben ana diline hakim olmadığım yerlerde gezerken menüyü elime aldığımda o restoranın en güzel yemeğini ısmarlamaya çalışır, neleri tadamadığımla ilgili de strese girerim. Herşeyi de anlamayınca çoğu zaman şansa ya da garsonun tavsiyelerine teslim ederim kendimi. İşte Trattoria al Delfino bu sorunu ortadan kaldırıyor ve tam bir ziyafet çekmeniz için uygun ortamı sağlıyor. Restoran öğle yemeğinde de akşam yemeğinde de açık, biz öğlen yemeğinde oradaydık, akşam daha bile keyifli oldundan şüphem yok. Yanlız unutmayın, İtalya'da yazın restoranlar öğleden sonra üç gibi siesta için kapanıyor ve yedide tekrar açılıyor.

Restoranın özelliği fiks bir menüyle çalışması ve sizi sipariş verme derdinden kurtarması. Öğle yemeğinde 8 çeşit başlangıç (primi piatti), 3 çeşit makarna/risotto (seconder piatti), bir kapanış sürprizi ve tatlı sunuyorlar. Ayrıca limitsiz beyaz şarap ve su ikram ediyorlar. Üstelik te bu ziyafetin fiyatı kişi başı sadece 27 EUR. Menüde neler mi var.. Dayanamadım, her gelenin fotoğrafını çektim ben.. Açılışta balık pastırması, midye buğulama, karides ızgara, ahtapot salatası, karides kokteyli, kalamar tava, balıklı patlıcan yemeği, havyarlı balık buğulama; sonrasında istiridyeli, sarımsaklı spagetti, deniz ürünlü risotto ve balıklı bir makarna daha vardı. Sonrasındaki sürpriz ise bir istakoz ve kılıç tava.. Bir de kapanış için gelen limonlu sorbet vardı ki, tüm yediklerinizi hazmettirir.

Dahasını anlatmaya gerek yok; fotoğraflara bakıp kendiniz karar verin ve lütfen oralara gidip te buraya uğramadan dönmeyin :)















Şahin Tepesi - Bir Salaş Balıkçı

Karadeniz sahilinin Bulgaristan'a en yakın noktası İğneada'daydım geçen haftalarda. Burası beklentimin çok üstünde bir yer çıktı. İstanbul yakınlarında haftasonu gidilecek mesafelerde nereye gitsem kalabalıktan göz açılmayan plajlara alıştığım için bu boş sahiller, kumsalı döven hırçın dalgalar, mavi yeşil denizin rengi ve küçücük dükkanlarla dolu şirin köy çok mutlu etti beni. Sahilde, hayli vasat, sallasan yıkılacakmış hissi veren bir otelde kaldım ama odamın penceresinden okyanus manzarasını andıran geniş kumsalı ve birkac metrelik dalgaları seyretmek çok keyifliydi. Bu yazın sıcak gecmesi de Karadeniz'i bile ısıtmıştı ve dalgalarla boğuşmaya razı olup denizin de keyfini çıkardım.

Karadeniz olur da balık olmaz mı? Kalkanı meşhur İğneada'nın. Bunun dışında da bol bol taze balık bulunası bir yer ama sezon da uygun olmalı tabi. Yazın kıt oluyor balık. Eylülde açılacak yeni balık sezonu, gitmek lazım tekrar. Size bahsetmek istediğim yer bize İğneada'daki birkaç kişinin tavsiyesi üzerine gittiğimiz Şahin Tepesi Restoran. Şahin Tepesi, İğneada'da liman üstünde, bir tepeye kurulmuş salaş bir yer. Ramazanda gittiğimiz için mekan çok boştu, bir de biz öğleden sonra gidince tek konuğuyduk mekanın. Harika bir kalkan, tazecik sebzelerle hazırlanmış bir salata yedik ve uçsuz bucaksız Karadeniz manzarasını seyrettik doya doya. Servis te, yediklerimiz de çok nefisti, İğneada'da gidilecek mekan olarak tavsiyem olur.

Tam çıkacaktık ki restorandan, mekanın sahipleri gelip tekerimizin patladığını haber verdiler. Tekeri şişirmeye de yardım ettiler hiç düşünmeden o sıcağın altında. Böyle şeyler çok etkiliyor insanı; küçük jestler ama gönülden yardım eden insanları görmek çok sevindirir beni. İşte bu yüzden bir kez daha öneriyorum Şahin Tepesini. Yolunuz düşerse uğrayın derim.




13 Mayıs 2012 Pazar

Fethiye Balık Pazarı

Fazla söze gerek yok, Türkiye'nin en güzel balık yeme ve alma mekanlarından biri bence Fethiye balık pazarı. Sehrin merkezinde, yöre balıklarından onlarca cesidi tezgahta bulabildiginiz, adam bası 6 liraya balıgı pisirtip yanında ekmek, tereyagı ve salata yiyebildiginiz bir cennet. Saatlerce oturup rakınızı yudumlayıp balıgın tadını cıkarabildiginiz bir lezzet duragı. Biz 1 Mayıs tatilinden faydalanıp dort gunlugune indik guneye ve bir ogleden sonra cıkardık keyfini. İri barbun ve lahos susledi soframızı. Ama tezgahta yok yoktu. Fotografları paylasıyorum, özlemle anıyorum. Balıkseverlerin Fethiye'de kacırmaması gereken bir mekan burası.











18 Eylül 2011 Pazar

Eskihisar'da Balık Restoranları

İstanbul'un yaz kalabalığından kaçma hevesimiz her hafta sonu yeni mekanlar araştırıp bulmaya teşvik ediyor bizi. Bu yaz da gerek yanlız kalıp deniz kıyısında sakin sakin gazete dergi okumak istedigimde, gerekse güzel bir balık yemek için gitmeye başladığımız bir yer var: Eskihisar.

Eskihisar'ı birçoğumuz Topçular feribot iskelesinden Yalova'ya geçmek için kullanırız. İşte tam o feribot iskelesinin dibinden başlayan bir küçük köy var Eskihisar'da. Sahil boyunca uzanan balık restoranları ve kafeleriyle hafta sonu için çok sevimli bir kaçamak mekanı bence. Sahilde eski birkaç köşk ve keyifli bir sahil yürüyüşünün sonunda ulaştığınız Eskihisar kalesi de mekanı daha keyifli yapıyor. Hafta sonları köy halkı, İzmit ve İstanbullularla dolu oluyor burası da ama ne yapsanız İstanbul gibi keşmekeş olmuyor. O kadar kalabalık değil, oradaki kalabalık ta tıpkı yazlık mekanlardaki gibi çekirdek çıtlayıp sahilde yürüyüşe çıkmış çoluklu çocuklu aileler. Yani siz balığınızı, mezenizi yerken canınızı sıkacak bir barbekü kokusu, gürültü patırtı ya da anlamsız müzikler yok. Balık restoranlarının birçoğunda hafif meyhane edası var. İçeride çalan sanat müziği ve ahşap dekorlar bunu düşündüren. Ben şu ana kadar birkaç tanesini denedim, hepsinde tazecik balıklar, yumuşacık ahtapot salataları, harika karides söğüşler yediğimi söylemeliyim.

Sakinlik arayanlara öneririm... Fiyatlar da gayet makul. Ben son gittigim mekanın fotografını koyuyorum asagıya ama bence hepsi aynı.

Eskihisar Sahil Restoran

10 Temmuz 2011 Pazar

Suada Fish

Lezzeti ve ambiyansıyla öne çıkan bir balık mekanına daha gittim bu hafta. Suada Fish.

Suada çok cennet bir yer. Biraz suni aslında, hayatın gerçeklerinden uzak. Süslü, narin ve hoppa. Çıkınca Suadaya kafayı kaldırdığınız yer ışıltılı, parıltılı ve mutluluk veriyor. Lüksün, şıkır şıkır insanların doldurduğu bir yer burası. Sanırsınız ki İstanbul sadece sosyeteden oluşuyor, bütün kadınlar topuklu ayakkabı giyiyor ve vücütları taş gibi. Suadaya yanaşmak için yatlar sıraya giriyor, düğüne giden hepsi birbirinden şık giyimli insanlar trafik oluşturuyorar iskelede. Bu seçme insanların oluşturduğu gösterişli kalabalığı arıyorsanız daha da keyifli olabilir Suada. Hani "piyasa" dedikleri; burada piyasanın hası var bana sorarsanız.

Fish, Suadanın iki balık restoranından biri. Kalabalık bir mekan aslında ve garsonlar biraz bu kalabalıktan yorulmuş, stresli bir kosturma içindeler. Ama bu kısmını da bir tarafa bırakırsak lezzetler çok güzel. Biz de cuma akşamı gitme gafletinde bulunduk canım, suç biraz da bizde. Adamlar buldukları köşeye masa koyacaklar tabi cuma talebini değerlendirmek için. Benim önerim hafta arası gitmeniz olur.

Fish'te çok lezzetli açılış mezeleriyle başlıyorsunuz. Buharda pişmiş pazı, somon lakerda, yunan salatası gibi seçimler yaptık biz. Mezeler çok ve hepsi de lezzetli burada. Sonra ara sıcaklarda hamsi mücver, ızgara kalamar ve lahmacun denedik biz birer kadeh şarapla.




Buranın spesiyalitesi olduğunu düşündüğüm hamurda levrek denedik sonra. İki kişi için yapılan bu yemek, levreği hamur içinde pişirerek buharda, tamamen kendi lezzeti içinde kalacak şekilde yapılan bir yemek. Servis yapılırken hamuru yemiyorsunuz ama levrek gerçekten çok lezzetli bir şekilde çıkıyor bu formun içinden.


Gecenin sonunda "bomba" isminde bir tatlı denedik burada. Bomba, içine koyduklarını saydığımda size pek güzel olmayacakmış gibi gelecek ama inanın harika bir tatlı. İç,nde neler mi var, benim hatırladıklarım şöyle: Ahududu, vanilyalı dondurma, fındık, tahin helvası, çikolata sosu ve parçaları, ceviz, kuru üzüm. Bilmem belki başka şeyler de vardır ama benim açımdan kuru üzüm olmasa daha da güzel olabilirdi :)

Fish'i balık ve manzara arıyorsanız öneririm. Yine de kıyıdaki Park Fora ya da Mavi Balık gibi yer etmiş mekanların önüne geçemez benim görüşüm; ama daha şık. Suada'nın büyüsü önemli derseniz kaçırmayın gelin derim.

3 Temmuz 2011 Pazar

Yeniköy'de Balık Sandal'da Yenir

Sevgili arkadaşım Kurtuluş'un tavsiyesi üzerine gittiğim ve böyle şey olmaz dediğim bir mekanı anlatacağım bugün size. Hani böyle lezzetiyle, mekanın sıcaklığıyla ne hoşmuş, yine gelmeliyiz dedirten bir yer burası.


Yeniköy'de, tam iskeleye giren sokağın yanı başında, muhtarlığın hemen dibinde, ağaçların altına, cadde üstüne kurulmuş bir mekan Sandal. (http://www.sandalbalik.net/) Akşam saatlerinde ağaçları kırmızı bir ışıkla aydınlatıp hoş bir ortam yakalıyor. Caddenin gürültüsü biraz sıkıntılı ama mekanın büyüsünü bozamıyor. Hani vardır ya Atina'da, İzmir'de, Antalya'da limon ağaçlarının altına atılmış tahta masaların süslediği ve güler yüzlü garsonların şenlendirdiği küçük ve samimi mekanlar, topkı onlar gibi Sandal. Küçük tahta masalar kaldırıma atılmış, dilerseniz içeride dilerseniz de dışarıda oturabiliyorsunuz. Garsonların hepsi 20-25 yaşında gencecik cocuklar, kendi zevklerine göre tavsiyelerde bulunuyor, sizi yönlendiriyorlar. Mekanın içinde Ayvalık yöresi zeytinyağlarını ve ev yapımı turşuları satın alabiliyorsunuz.

Sandal eminim balık yemek için de doğru bir yerdir ama biz balık mezelerine bayıldık. Çeşitli ara sıcak spesiyaliteleri var ve porsiyonlar da çok doyurucu. Biz levrekten yapılmış bir balık çorbasıyla açtık yemeği.




Sonrasında karides güveç, balık kokoreç ve patlıcan balık bayıldı aldık. Patlıcan balık bayıldı, ilk kez burada gördüğüm ve bayıldığım bir lezzet oldu. Toprak güveçte közlenmiş patlıcanın içine karnıyarık misali doldurulmuş, çok lezzetli bir balık karışımının fırına verilmesiyle hazırlanmış bu yemek herkese tavsiyemdir. Balık köfte, balık mantı, hamsili pilav gibi birçok özel lezzeti de bulabilirsiniz burada. Hepsinin çok güzel olduğunu düşünüyorum.



Yemekler gelmeden masaya çok lezzetli bir patlıcan köz salata ve salatalık turşusu geliyor. Sonrasında da tatlı seçenekleri mevcut. Belki de tek kusuru mekanın, alkol servisinin olmaması. Bilmem belki de böylesi küçük, sevimli ve normal fiyatlı kalmasını da alkolsüz olmasına borcludur. Sonucta alkol olmayınca cok uzun sure oturulmuyor ve haliyle daha karlı oluyor isletmeler.

Bir akşam ya da öğle yemeğinde yolunuz Yenikoy'den gecerse kacırmamanız gereken bir mekan Sandal. Hele de bir balıkseverseniz.

26 Aralık 2010 Pazar

Sushi Meselesi

Sushi konusunda yazacak kadar uzman sayılmam ama yine de ahkam kesmek geldi içimden. Bakıyorum da sushi konusu hala bir tuhaf algılanıyor Türkiye'de.. Sosyetik gören var, hiç çiğ balık yenir mi diyen var, hiç başka yiyecek şey kalmadı mı diye çıkışan var. ızgara balık-rakı ikilisi varken çiğ balık yiyenlere aklını kaybetmiş gibi bakan var, sushi restoranlarına dadanıp habire servet ödeyen de var.. Recep İvedik filminde ekmeğe wasabi sürüp yeme fikrini işleyecek kadar kültürümüzün eleştirdiği bir yemek sushi. İstanbul'da yaşayıp cesaretini toplayıp sushi deneyebilmiş bir kesim dışında bu memlekette hala sushi nedir, neye yarar, nasıl yenir, neden insanlar çiğ balık yemek ister gibi konuları merak eden bir sürü kişi var. Sushi yiyenlerin de yarısından çoğu tekrar denemek istemiyor, yiyeni de seveni de kınıyor. O yüzden ben bildiklerimi yazayım da, eksikleri de birileri tamamlasın diye düşündüm.

Sushi sanırım herkesin bildiği gibi Japon mutfağından çıkmış bir yemek. Çok genel anlamda, çeşitli balıkların veya deniz ürünlerinin (somon, levrek, ton balığı, uskumru, yılan balığı, karides, surumi, ahtapot, tarak ve baska deniz meyveleri) başka bir takım malzemeler (salatalık, avakado, havyar gibi) ve sushi pilavıyla birlikte çeşitli formatlarda servisinin yapılmasıyla ortaya çıkan yemektir. Gelelim şu çiğ balık konusuna.. Evet, sushide kullanılan balıklar genel olarak çiğdir (gerçi pişmiş olarak yılan balığı ya da karides kullanılan sushiler de yedim) ama asıl çiğ balık diye bilinen yemek 'sashimi'dir. Yani aslında 'çiğ balık yenir mi?' yorumunu hakeden yemek sushi degil sashimidir.

Sushi beraberinde bir terminolojiyi de getiriyor tabi.

Öncelikle sushi pilavından bahsetmek gerek. Sushi pilavı, lapa bir pilav olmak zorunda. İçinde pirinç sirkesi, şeker ve tuz var. Aslına pek matah birşey değil ama kıvamını tutturmak zor diyorlar. Ben denedim, pek te zorlanmadım aslında. Bana kalırsa lapa pilav yapmak, tane tane pilav yapmaktan daha kolay :) Lapa olması için Türkiye'de önerilen pirinç markası; Sezon markalı Calroze pirinci.

Bir de sushi yosuna sarılır dedik, bu yosunun adı 'Nori'. Nori, sadece Japonyada üretilirmiş eskiden ama tabi artık her yerde üretiliyor. Dikdörtgen biçiminde kesilmiş, üst üste koyulmuş halde poşetlerde satılıyor, siyah ya da koyu yeşil bir rengi var. Aslında asya mutfaklarında bu yosun birçok yemeğin yanında katık olarak ta yeniyor. Ancak bizim damak zevkimize süper uygun olduğunu düşünmüyorum ben. Yani yemek yanında yiyecek kadar en azından.


Sushiyi yemek te bir takım terminojiyi beraberinde getiriyor. Sushi, iki çubukla yeniyor. Chopstick dediğimiz bu çubukları kullanmayı bir sushi restoranına gitmeden önce denemiş olmanızı öneririm. Özellikle büyük sushileri chopsticklerle yemek bizim gibi bu yaşa kadar chopstick kullanmamış kişiler için sıkıntı olabiliyor.

Sushi yerken yanında üç olmazsa olmaz var. Soya sosu, wasabi ve gari. Soya sosunu anlatmama gerek yok herhalde, bizim de mutfağımıza gireli çok oldu. Sushiye tuzunu veren tek şey soya sosu. Yani soya sosu olmazsa tuzsuz balık ve pilav yersiniz ki bu hiçbirşeye benzemez. Diğer önemli lezzet wasabi dediğimiz, bol baharatlı ve japon wasabi turpundan elde edilen bir macun. Wasabinin orjinal Japon turpundan yapılanı makbul ama bunun yerine başka çeşit turplardan da elde edilenleri var. Yeşil renkteki bu macun, eğer o güne kadar tatmadıysanız garanti veriyorum hayatınızda yediğiniz en tuhaf baharatlı sos. Bence keskin bir hardalla benzeşen yanları var. Wasabiden chopstickinizle bir parmak ucu kadar alıp soya sosunuzun içinde eritmeniz ve sonra da sushileri bu karışıma batırarak yemeniz önerilir. Lezzeti böyle çıkıyor bu meretin. Son olarak gari dediğimiz de zencefilin turşu hali. Bu turşu da garnitür olarak ağzınıza atıp sushinin lezzetini tamamlamanıza yarar.



Son olarak, birçok sushi mekanında yeşil çay ikram edildiğini görürsünüz. Yeşil çay ya da yaseminli yeşil çay sushi ile ya da sushi üstüne içilmesi uygun bir içecek. Tabi eğer Japon rakısı sake içeceğim diye tutturmadıysanız. Ben yaseminli çayı sushi üstüne içmeyi seviyorum. Sushi ile Japon birası (Asahi markalı) ya da kırmızı şarap önerebilirim.

Sushi tiplerine gelince;

Maki, ingilizce roll denen, sushi pilavı, balık ve başka malzemelerin deniz yosununa sarılarak servis edildiği sushi tipidir. Aslında sushi deyince akla ilk gelen makilerdir, nedense en çok bu tür tüketiliyor. Yosunun içine sarılan malzemeye göre makinin ismi değişir Çiğ balık konusundan haz etmeyen kişiler için pilav, salatalık ve avakado gibi malzemelerin sarıldığı makiler de var. Öncelikle makinin bir sushi klasiği olduğunu söylemek gerek.



Makinin de değişik tipleri var. Örneğin yosunla sarma işlemi külah biçiminde yapılırsa bunun adı 'temaki' oluyor. Elle yenen temakiler den birkaç örnek veriyorum aşağıda.



Yosun dışta, malzemeler içte bir sarma biçimi varsa bu klasik bir maki. Ancak pirinç dışta, yosun içte bir sarış biçimi var ki, bunun adı ya 'unamaki' ya da 'california roll' olarak bilinir. Batı dünyasında, siyah renkli deniz yosununun (yani Norinin) görünümünden çok hoşlanılmadığı için unamaki popüler ancak Japonya'da durum farklı. Unamaki Japonya'da çok sevilmiyor. Unamakinin dışı ya turuncu havyar ya da susamla kaplanır. Bence görüntü olarak klasik makilerden daha güzel unamakiler. Ben de western dünyadan geliyorum ne de olsa. Ancak unamakiyi muntazam sarmak biraz daha zor. Üstteki pilavın çok homojen olarak yayılması gerekiyor, yoksa şekil düzgün olmuyor.



Makiden sonra ikinci ünlü sushi tipi 'nigiri'dir. Nigiri, sushi pilavının elde dikdörtgen prizma şekli verilmesi, üstüne balık ya da karides, yengeç gibi malzemenin koyulması ile yapılır. Aslında bizim tabirimizle, pilav üstü balıktan başka birşey değil. Bazı örneklerinde balık ve pilavın bir nori parçasıyla bağlandığını görürsünüz ama şart değil. Sonuçta balık düşmeden duruyor pilavın üstünde, niye bağlıyorlar ben anlamıyorum.




Nigiri ile maki arası hibrid bir tip sushi daha var ki onun adı da 'gunkanmaki'.. Silindirik bir pirinci, yükseliği silindirin yüksekliğinden biraz fazla bir noriye sardığınızı düşünün.. Şimdi de pirincin üstüne, nori ile oluşan yüksekliğe kadar havyar ya da ton balığı karışımları doldurduğunuzu düşünün. İşte gunkanmaki böyle birşey. Bence fiziksel olarak sushi tabağına çeşit katıyor.



Bu sushi tipleri dışında sanırım başka çeşitler de var. Yosun yerine omlet ya da pancake gibi bir hamura sarılı sushiler de gördüm, direk bir tas pilavın üzerine malzemelerin serpilerek getirildiği sushiler de. Ama sanırım tüm bu isimleri akılda tutmak için sürekli sushi yemek lazım.

Benim için sushinin bir diğer özelliği prezentasyonu. Yani sofraya getiriliş biçimi. Sushi çok zarif hazırlanan, rengarenk, çeşit çeşit bir yiyecek. Bir de sofraya getirme prezentasyonu doğru hazırlanırsa gerçekten de iştah açıcı oluyor. Aşağıdaki sunumların iştah açıcı olmadığını kim söyleyebilir...





Ben Türkiye'de sushi kültürünün hala çok anlamsız bir yerde olduğunu düşünüyorum. Avrupa'da (misal Almanya'da) yiyebildiğin kadar ye mantığıyla sushi yapan bir yerde dahi süper kaliteli sushi yeme ihtimaliniz vardır ve ödeyeceğiniz para normal bir yemekten farklı değildir. Türkiyede sushi hala kalbur üstü diye görülen bir seçim. Hal böyle olunca ya güzel bir sushi restoranında ateş pahası güzel bir sushi yiyebiliyorsunuz ya da hesaplı olsun diyorsanız bol pirinç yiyip tıkanıyorsunuz. Fiyat performans dengesiyle size önerebileceğim bir mekan yok sanırım. Fiyata takmam derseniz İş Kuleler'in altında Itsumi diye bir Japon restoranı var, orayı öneririm. Diğer bir pahalı fakat güzel mekan Swiss Hotel içinde bulunan Miyako Japon restoranı. Daha uygun fiyatlı bir yerde yiyeyim, yeter ki sushi ile tanısayım derseniz Sushico restoran zincirini onderebilirim. Gerçi burada bol pirinç gerçeğiyle karşılaşacağınızı bilin isterim. Son olarak, artık büyük süpermarket zincirlerinde de paketlenmiş sushiler bulabiliyorsunuz. (Migros ve Real'de rastladım) Bu tip pazarlama faaliyetleri daha çok insanın sushi ile tanışmasını sağlayacak eminim. Yine yurt dışında dev sushi reyonları vardır süpermarketlerde, hele de İngiltere'de.. Bizim oralara gitmek için daha çok yolumuz var.

Sushi ya da sashimi için çiğ balık kullanıldığından bahsetmiştik. Çiğ yenen balığın pişmiş yenenden daha kaliteli ve taze olması gerekiyor. Ünlü sushi şefleri, balığın görüntüsü, rengi, kokusu ve menşeinden sushi için uygun olup olmadığını belirleyebiliyor. Amatörce sushi yapmaya çalışmanın ufak ta olsa riski, balığın tazeliği konusunda yanılmaktır herhalde. Sushi yapmak bizim dolma sarmak gibi birşey ama bence yine de daha kolay. Hem de pişmeden yendiği için daha pratik. Bugünlerde sushi restoranları bilinci arttırmak için sushi sarma kursları vermeye başladılar. Merak ederseniz birine ugrayın derim.

24 Aralık 2010 Cuma

Hurghada'da Balık Nerede Yenir?

Mısır'da özellikle dalış sporuyla ilgilenenlerin yollarının er ya da geç düşeceği iki şehir vardır. Sharm El Sheikh ve Hurghada. Bu iki sehirde de bilinmesi gereken en önemli şey, denizin dibinin bir cennet olduğu, ancak denizin üstünde hiçbirşey olmadığıdır. Bu inanın hiç abartılı bir söylem değil. Tekneyle kıyıdan çıktığınızda suyun dışında sadece çöl, suyun içinde ise bir benzeri olmayan cennet gibi bir dunya bulursunuz. Sharm'da eğer iyi bir para vermek isterseniz lüks oteller de mevcut. Sanırım orada keyifli bir zaman geçirebilirsiniz ama biraz bütçemize dikkat edelim diyorsanız korkarım sizi bir kabus beklemektedir. Otellerde özellikle yemek kalitesini hiç sormayın. Hurghada'da ise otel hiç önermiyorum, dalış yapacaksanız teknede kalmayı planlayın derim.

Kurban Bayramı'nda bir grup arkadaş Hurghada'daydık. Gecen yıl Sharm'da yukarıda anlattığım gibi bir tecrübe yaşadıktan sonra bu yıl otelde kalmayalım, live board yapalım, teknede kalalım demiştik. İyi ki demişiz, harika bir zaman geçirdik. Ancak yemekler yine vasat sayılırdı. Tatilimizin son günü Hurghada'da limana yanaştık ve güzel bir yemek yiyelim diye karar verdik. Sağolsun gruptan bir arkadaşın tanıdıklarının da tavsiyesiyle Fish House'da bir ziyafet çektik kendimize. Hurghada'da balık nerede yenir sorusunun cevabının da Fish House olduğunu anlamış olduk.






Fish House kapısında gördüğümüz etiketlerden anladığımız üzere Thomas Cook, Tui gibi büyük seyahat şirketlerinin de tavsiye ettiği bir mekan. Hurghada merkezde Fish House'u gözden kaçırmanız pek olası değil. Buranın ana caddesi üzerinde, hayli büyük bir restaurant burası. Fish House'un en ilginç yanı alkol olmamasına rağmen rahat rahat içebildiğiniz bir mekan olması. Burada bize alkollü içecek istiyorsak dışarıdan getirebileceğimizi ancak kendilerinin servis yapmadıklarını söylediler. Çok tuhaf ama bu sistem çalıştı. Hemen dışarıda bir bakkal var ve oradan istediğiniz içkiyi alabiliyorsunuz. Tabi en pratik çözüm bira, çünkü farklı bir içki için servis düzeni yok restoranda.

Benim önerim burada menü konusunda fix bir pazarlık yapmanız. Böylesi hem daha kolay oluyor hem de hesap ne kadar gelecek diye üzülmenize gerek kalmıyor. Biz çorba, jumbo karides, balık (deniz levreği) ve salata için adam başı 50 TL gibi bir rakam ödedik. Yemeğin kalitesine göre inanılmaz ucuzdu bu rakam. Aslında öylesine doyduk ki, fazla bile sipariş verdiğimizi farkettik. Her neyse, gözümüz gönlümüz doydu, Mısır'dan da bir balık ziyafetiyle ayrılmış olduk.







Yolunuz düşerse hiç düşünmeyin, gidin derim. Afiyet olsun.