İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2011 Pazar

Ramazanda Sultan Ahmet

Ramazan geçeli birkaç hafta olduysa da ben önümüzdeki yıl da benzer bir aktivite yapılacağını umarak size Ramazan'da Sultan Ahmet'i anlatmak istedim. Aslında meşhur olan Feshane'dir ve oraya da gitmek gerek elbet ama bence bu yıl Sultan Ahmet meydanı Feshane'den daha ziyaret etmeye değerdi.

Sultan Ahmet civarına Ramazan'ın getirdiği özel bir hava her zaman olmustur. Gerek camilerin etrafında insanların kalabalık gruplar halinde iftar ve sahur zamanı vakit gecirmeleri, gerek türbe ve medrese ziyaretleri için mekanların geç saatlere kadar açık tutulması, gerekse sema göserileri ya da halk konseri gibi aktivitelerin caddeleri doldurmasıyla gelen bir canlılıktır bu. Ancak bu yıl tüm bunların yanında bu yıl beni etkileyen konu, ilçe belediyesinin organize ettiği, Asırlık Tatlar ve Sanatlar Çarşısı'ydı.



Tam Sultan Ahmet Meydanı'nın ortasına fuar misali bir cadde olusturup buraya hem el sanatları hem de geleneksel tatları sergileyecek bir mekan olusturmuslar. Çarşı hem yerli hem de yabancı turistler açısından harika bir tanıtım fırsatı olduğu gibi burada sergilenen el sanatlarını hiçbir yerde görme şansını bulamayacağını düşündüğüm çocuklar açısından da süper bir eğitim alanıydı bence. İlkokula Amerikan, Alman ve Fransız ekolu ile özel okullarda devam edip iki üç dil öğrenerek büyüyen çocuklarımızın kaç tanesi iğne oyası, hat, ebru, bakır, ahşap el işlemeleri, sedef kakma sanatı gibi eski türk el sanatlarını görme ve üretilen eserlere dokunma fırsatı buluyor ki? Bu nesil için belediyelerin verebileceği en değerli hizmetlerden biri, böyle güzel bir ortamda en güzel eserlerin sergilenmesi ve satılması olabilir herhalde.

Sedef Kakma Sanatı

Bakır İşçiliği


Bunlar bir yana, tanıtılan lezzetleri de anlatmak gerek tabi. Her yanda Osmanlı Macunu satılıyor bir kere. Çubuğa dolanarak yenen o renkli ve aromalı şekeri yalayarak yiyen keyifli çocuklar ve daha güzeli yetişkinler görüyorsunuz her yerde. sonra Osmanlı Şerbetleri .. Konyalı Restoran sağolsun, burada o nefis şerbetlerini buz gibi sunuyor. Demirhindi şerbetini ilk kez tadan o kadar çok kişi var ki. Gül şerbeti, kakuleli limon şerbeti ve saray şerbeti de içebilirsiniz burada. Saray şerbeti benim favorim bu arada.. Ahududu, vişne, kuşburnu gibi kırmızı meyvelerle yapılıyormuş, harika bir lezzet. Mado, Güllüoğlu, Çamlıca simidi, İzmir lokması, ballı ballı tatlıları, Mesir Macunu, Helvacılar, Vefa Bozacısı ve daha unuttuğumu sandığım nice lezzetler bu çarşıda bulabildikleriniz. Güllüoğlu'nun baklava hamuru açıp, arkasından tuttukları gazetenin okunabileceği incelikte hamuru gösterdikleri bir şov bile izledim bu çarşıda.


Kalori ve Enerji Bombaları


Turçucular



Osmanlı Macunu


İstanbul'un sorunu kalabalık haliyle burada da bir sorun. İğne atsan yere düşmez bir durum var. Çarşıdan aldıklarınızı yemek için oturacak yer bulamıyorsunuz. Yine de güzel bir mekan.

Çıkışında da tarihi Sultan Ahmet Köfteci'sine bir uğrayın derim. İnanamadım adamların sattığı köfte miktarına. Sandviç alabiliyorsunuz ya da oturup yiyebiliyorsunuz. Restorana girerken köftenin piştiği yere doğru şöyle bir kafanızı uzatmanızı öneririm. Hayatınızda hiç görmediğiniz kadar köfte görmek isterseniz tabi.


Sultan Ahmet Köftesi

Benim önerim bir dahaki Ramazana bu mekan açılırsa kesinlikle kaçırmamanız ve çocuklarınızla birlikte gitmeniz. Bir de bizim gibi aksam saatinde değil akşam üstü gidip biraz daha vakit geçirin derim. Öğrenecek çok şey var orada.




Eskihisar'da Balık Restoranları

İstanbul'un yaz kalabalığından kaçma hevesimiz her hafta sonu yeni mekanlar araştırıp bulmaya teşvik ediyor bizi. Bu yaz da gerek yanlız kalıp deniz kıyısında sakin sakin gazete dergi okumak istedigimde, gerekse güzel bir balık yemek için gitmeye başladığımız bir yer var: Eskihisar.

Eskihisar'ı birçoğumuz Topçular feribot iskelesinden Yalova'ya geçmek için kullanırız. İşte tam o feribot iskelesinin dibinden başlayan bir küçük köy var Eskihisar'da. Sahil boyunca uzanan balık restoranları ve kafeleriyle hafta sonu için çok sevimli bir kaçamak mekanı bence. Sahilde eski birkaç köşk ve keyifli bir sahil yürüyüşünün sonunda ulaştığınız Eskihisar kalesi de mekanı daha keyifli yapıyor. Hafta sonları köy halkı, İzmit ve İstanbullularla dolu oluyor burası da ama ne yapsanız İstanbul gibi keşmekeş olmuyor. O kadar kalabalık değil, oradaki kalabalık ta tıpkı yazlık mekanlardaki gibi çekirdek çıtlayıp sahilde yürüyüşe çıkmış çoluklu çocuklu aileler. Yani siz balığınızı, mezenizi yerken canınızı sıkacak bir barbekü kokusu, gürültü patırtı ya da anlamsız müzikler yok. Balık restoranlarının birçoğunda hafif meyhane edası var. İçeride çalan sanat müziği ve ahşap dekorlar bunu düşündüren. Ben şu ana kadar birkaç tanesini denedim, hepsinde tazecik balıklar, yumuşacık ahtapot salataları, harika karides söğüşler yediğimi söylemeliyim.

Sakinlik arayanlara öneririm... Fiyatlar da gayet makul. Ben son gittigim mekanın fotografını koyuyorum asagıya ama bence hepsi aynı.

Eskihisar Sahil Restoran

4 Haziran 2011 Cumartesi

Eskişehir İstanbul Yolu Üstünde Şelale Restaurant

Her zaman memnun kaldığımız mekanları yazıyorum buraya ama bu kez bir miktar yermek istediğim bir mekandan bahsedeceğim. Eskişehirli olduğumdan yıllardır İstanbul yolu üzerinde durup birşeyler yeme ihtiyacımız olduğunda aklımıza gelen bir mekandır "Şelale". Bozüyük ile Bilecik arasında, bu yönde giderken yolun karşısında kalır. Mekanın yeri çok güzeldir. Şırıl şırıl akan Karasu deresinin üstüne konumlanmış bu restorana yaz günlerinde doyum olmaz.

Klasik yol üstü mekanlardandır aslında Şelale; ızgara et, tavuk çeşitlerini yiyebileceğiniz bir yerdir. Aslında benim çocukluğumdan beri burayla ilgili tecrübelerim çok pozitifti, ta ki son Mayıs ayında uğrayıp pişman olana kadar.

Büyük bir grup arkadaşla çıktığımız tatil dönüşü çok acıkarak girdik Şelale'ye. Doğası yine çok güzel Şelale'nin. O gün de Fenerbahçe'nin şampiyonluk maçı var, grupta bir "televizyon vardır inşallah" havası hakim. İlk sorumuz bu oluyor girer girmez ama aldığımız cevap "malesef, Digiturk çok pahalı" oluyor. Biz bayanlar olarak çok şikayet etmiyoruz ve alıyoruz yerimizi. Bu arada şimdi internet sitesine bakıyorum da restoranın, Lig TV olduğu konusunda ilk sayfadan beyan vermişler. (http://www.selaleturizm.com.tr/)

Mekan kalabalık, garsonlar bezmiş, yüzlerden düşen bin parça. Bol sipariş veriyoruz, herşeyin tadına bakmak istiyoruz. Servis yavaş, sabırsızlanıyoruz. Bu sırada açlığımızı bastıracak bir biber salçası geliyor masaya ki hakkını vermek lazım, güzel bir lezzet. Ben külbastı söylüyorum ki sonradan çok pişman olacağım. Malesef külbastı hem çok sert, hem külbastı değil hem de ızgara biftek soylemekten daha beter sinirler çıkıyor içinden. Neyse, bu şekilde doymaya çalışıyor ve söylüyoruz garsonlara bu ne rezalet diye.. Aldığımız cevap ta bir o kadar evlere şenlik .. Efendim kalabalıkta karıştırıyor bazen kasabımız.

Her neyse, diyeceğim o ki, Şelale restoran malesef çok bozulmuş. Bilmem biz bir daha buraya uğrarmıyız ama siz uğrayacaksanız da bilginiz olsun istedim. Doğası böylesine güzel bir yerde kurulmuş, Eskişehir İstanbul gibi işlek bir yol üzerinde bu tesis kaliteyi yüksek tutamazsa nasıl ayakta tutar bilemem.

27 Şubat 2011 Pazar

Akaretler'de Bir Güzel Sohbet Mekanı - Corvus

Corvus Latince Karga demekmiş. Bunu Akaretlerde geçen hafta gittiğim, Corvus isimli küçük ama samimi mekanda öğrendim. Corvus şaraplarının kurucusu ünlü bir mimar olan Reşit Soley'miş. Reşit Bey Bozcaada'da yarattığı Corvus markasından sonra şimdi de restoran konusuna merak sarmış olmalı ki Akaretler gibi seçkin bir mekanda Corvus Wine & Bite isimli mekanı açmış.

İyi ki de açmış. Geçen akşam mekana birlikte gittiğim arkadaşımın da dediği gibi burası bol içki, az yemek bir muhabbet mekanı. Dekorasyon bir mimarın elinden çıktığı belli, çok zevkli. Kocaman bir kara tahtada (sanırım Karga'nın Günlüğü diye bir başlığı vardı), o güne özel lezzetlerin listesini görebiliyorsunuz. Masalar küçük, yakın birbirine. Samimi bir ortam. Cadde ile aynı seviyede, camın önüne oturduğunuzda geleni geçeni de görebiliyorsunuz yakından. Yazın çok daha keyifli olur sanırım açık havaya da birkaç masa attıklarında.

Burada Corvus Şarapları ve bu şaraplarla giden lezzetler sunuluyor. Mekanın en çok taktir ettiğim yönü ise lezzetlerin hazırlanmasında Anadolu'ya, daha spesifik olarak ta Kuzey Ege'ye sadık kalınması. Örneğin şarapın yanına rokfor ya da brie getirseler kesinlikle aynı tarz olmazdı buradaki hava. Sunulan hicbir yemek karnınızı şişirecek cinsten deği, tam tersine tadımlık ve tadı damağınızda kalan cinsten. Menüde bir sürü çeşit var ama benim önerim şarabınızı seçmeniz ve yiyecek çeşitlerinde garsonlara güvenmeniz. Sizi yönlendiriyor ve uygun lezzetleri sunuyorlar. Biz bir kırmızı şiraz içtik ki şarap çok aromatikti ve hafif buruk ve odunsu tadıyla çok güzel bir damak tadı bırakıyordu. Yanında Ezine peynirleri, füme et, kuru incir topu ve kuru erik topu gibi tatlar içeren bir başlangıç tabağı ve sonrasında da salata, enginarlı, tahinli patlıcanlı kanapeler yedik. Çok keyif aldım ben bu usulden.

Fiyatlar, mezelerde 5-15 TL arası değişiyor, şaraplarda da her çeşit fiyat var. Ancak mekanın size sunduğu ortama göre kesinlikle pahalı olmadığını düşündüm. Pahalı şarapları kadeh olarak içemiyorsunuz.

Bir sonraki gidişimde birkaç ta fotoğraf çekeyim diyorum. Baktım da hiç yok elimde bir görsel..

Akdeniz Hatay Sofrası

Geçen hafta sonu Cirque du Soleil'i izlemek için Kazlıçeşme'ye gitmemiz gerekti, biz de o tarafa gitmişken Akdeniz Hatay Sofrası'na gidip bir ziyafet çekelim kendimize diye düşündük. Burası bol ceşidi ve lezzeti ile meşhur Hatay mutfağının İstanbul'daki en güzel temsilcisi bence.

Akdeniz Hatay Sofrası, yıllarını lokantacılığa vermiş Hatay'lı Deveci ailesinin açtığı bir mekan. Bu mekanda kullanılan tum malzemelerin (etler hariç) Hatay'dan geldiğini öğrenmek te hoşumuza gitti. Bir yerin mutfağına aşina olmak için orada yetişmiş ürünleri yememizin önemli olduğunu düşünüyor buranın işletmecileri. Hatay mutfağı kahvaltı kültürü ile doğmuş. Burada 151 çeşit sunulan bir kahvaltı büfesi varmış ki, tanıtımını okuduğumda gelmek gerek dedim direk. Gidince anlatırım, simdi teoride okuduğumu sizi anlatmamın bir anlamı yok.

Biz o akşam büyük bir grup olarak gidip birçok yemeği tatma fırsatı bulduk burada. Hepsinin lezzeti ayrı güzeldi. Ben şöyle tadıp resmini çekebildiklerimi size anlatayım

Hummusiye diye bir çorba içtik ki yoğurt çorbasının arpacık soğanı ve kuzu gerdan etiyle tatlandırılmışını düşünün, böyle birşey.

Sonra meşhur mumbar dolması yedik ki ben normalde pek sevmem böyle sakatat işlerini. Çok yumuşak, lezzetli buldum burada yapılan mumbar dolmasını.

Maklube Pilavı yedik sonra.. Üzerinde kızarmış patlıcanlar koyularak sunulan bu pilav lezzetini içindeki bademlerden ve üstündeki yumuşacık etten alıyor.

Sonra efendime söyleyeyim günün sürprizi tuzda tavuk geldi sofraya. Tuzda balık duymuştum da tuzda tavuk ilk kez Hatay Sofrası'nda gördüm. 40 yıldır Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde yapılan meşhur bir yemekmiş bu tuzda balık. Hatay'dan getirilen özel baharatlar, özel pirinç ile hazırlanan orta pişmiş iç pilav tüm bir tavuk içine doldurularak üzerine iyotsuz kaya tuzu ile kapatılarak odun ateşinde 200 derecelik fırında 2 saat pişirilerek hazırlanıyormuş bu lezzet şöleni. Servis esnasında da üzerine bir alkol benzeri sıvı döküp ateş yakıyorlar ve tuzu önünüzde kırarak tavuğu yenmeye hazır hale getiriyorlar. Bana teoride anlatsanız tuz tavuğun suyunu alır, kuru olur derdim bu yemek için ama derinin tavuğu korumasından mıdır nedir öylesine yumuşacık ve lezzetli pişmişti ki tavuk, buraya giderseniz kesin deneyin derim. Aslında burada tuzda bıldırcın, kuzu eti gibi varyasyonlarını da yapıyorlar bu yemeğin ama tavuğun yeri başka bana sorarsanız.





Yemekten sonra olmazsa olmaz Hatay'ın meşhur künefesini yedik tabi. Bana ağır gelmiştir oldum olası künefe. Şerbeti de bol getiriyorlar burada. Yani ben çok övmeyeyim ama masadakiler çok sevdiler. Bir de tuhaftır, üsütne yarım bardak süt getiriyorlar künefenin. Geleneksel servis yöntemi buymuş. Tuhaf geldi gerçi bu bana çünkü geçen yıl GAP gezim sırasında Hatay'da künefeciler çarşısında bile bu adeti görmemiştim. Onca yemeğin üstüne süt içmek bana imkansız geldiği için bıraktım orada sütümü.

Çayın yanında ikram olarak ta kömbe ismindeki kurabiyelerden getiriyorlar. Bu kurabiye Hatay'da tüm köylerin geleneksel bir yöresel lezzetiymiş ve imece usulu yapılır, tazeliğini uzun süre sakladığı için de muhavaza edilirmiş. Ben çok özel bulmadım kömbeyi :)

Şöyle bol bol yiyip mideyi şişirmek, değişik lezzetler tatmak isterseniz Hatay Sofrası'na gitmelisiniz. Hesaplar da bunca güzel ikrama göre uygun geliyor. Mekanın yeri biraz zor gerci.. Fatih'te Historia AVM yanında, Vatan Caddesi ustunde bu mekan. Trafikten korkmayacağınız bir zaman giderseniz daha iyi olur derim. Afiyetler olsun.

13 Temmuz 2010 Salı

Kebapta Yeni Adres Kolcuoğlu

İstanbul'da yaşayıp ta Küçükyalı sahil yolunda birbiri ardına açılan restoranları bilmeyenimiz yoktur. (Avrupa yakasında yaşayıp Anadolu yakasını taşra zanneden duyarsız kesim için sözüm meclisten dışarı:) Bu mekanların birçoğu balık yapar ve neredeyse hepsi iyidir. Ancak bu bölgede kebap konusunda iddialı bir mekan olduğunu hiç sanmıyordum geçen haftaya kadar.


Küçükyalı Sahilyolu'nda, Maltepe'den Bostancı yönüne giderken, üst geçitten hemen sonra sağdan içeri girdiğinizde bir outlet merkezi vardır. Burada birçoklarının bileceği Çapari, Maria'nın Bahçesi gib mekanlar vardır. Tam o yolun sonunda Adana Şenol Kolcuoğlu diye bir kebapçı varmış ki, işi hakkıyla yaptığını söylemek gerek.


Burası mezesinden arasıcağına ve tatlısına, servisinden mekanın tarzına kadar çok beğendiğim bir yer oldu benim. İlk kez tatlı olarak sıcacık kızarmış tulumba tatlısı yapıp gevrek gevrek soğumadan masaya getiren bir mekan gördüm. Kebaptan sanat yapmışlar desem abartmış olmam. Aşağıdaki fotoğraflara bakıp siz karar verin. Bir küçük uyarı: Kebapları oldukça yağlı ... ama biliyorum ki iyi kebap yağlı olur, ben yiyemiyorum diye adamlar standart değiştirecek değiller tabi.


Biz 15 kişilik bir grup olarak gittik, aramızda İngiltere, Danimarka, Norveç, Romanya'dan gelen arkadaşlar vardı. Tek kelimeyle dipleri düştü diyebilirim. Hepsinin ülkelerine gittiğinde aşağıdaki fotoğrafları gösterip gerçek Türk kebabını anlatacaklarından hiç şüphem yok. Burayı size uzun uzun anlatacağıma fotoğraflarla başbaşa bırakacağım. Cümleten tavsiye ediyorum..










30 Haziran 2010 Çarşamba

Kahvaltı İçin Şahane: Namlı Gurme

Bir lezzetçinin en favori öğünü nedir derseniz, Türkiye'de birçok kişinin kahvaltı diyeceğini düşünüyorum. Yani ne bileyim, diğer öğünler de güzeldir ama Türk kahvaltısının yeri bir başkadır. Benzemez başka hiçbir mutfağa.. Ne ingilizler gibi yağlı birkaç parça pastırma, yumurta ve kuru fasülyeden ibarettir ne de fransızlar gibi croissant ve kahveden.. Bizde çeşit boldur, hem de çok bol.

Karnınız acıktığında bir şarküteriye girersiniz ya, şimdi o hissi düşünmenizi istiyorum. Hem de çok güzel bir şarküteri olduğunu düşünün buranın. Çeşidin çok bol olduğu, buram buram sucuk, pastırma kokularınının etrafınızı sardığı, meze çeşitlerinin iştahınızı kabarttığı, peynir çeşitlerinin sizi şaşırttığı, bal peteklerinin pırıl pırıl sizi kendine çektiği bir mekan olsun burası. Bir de deniz olsun yakınınızda, önünde de oturup tüm bu çeşitlerden ısmarlayıp kahvaltınızı edebileceğiniz masalar olsun. İşte Namlı Gurme böyle bir yer.



Karaköy'e yolunuz düşerse, kahvaltı tutkulusu olmasanız da buraya uğramadan dönmeyin. Burası resmini çekmek isteyeceğiniz, kendinizi kaybedebileceğiniz bir yer. Eğer açken gelirseniz bütçenizin sağlam olduğundan emin olun derim. Tokken gelmek daha hayırlı olabilir:) Karaköy vapur iskelesinin hemen arkasında bir yol gider, Rıhtım Caddesi. Oradaki Kat otoparkının hemen altında Namlı Gurme. Aslında çok görünür yerde değil bana sorarsanız. Vapur iskelesinden kafanızı kaldırdıgınızda Namlı Port diye bir mekan görüyorsunuz ki, burası da aslında Namlı Gurme'nin bir uzantısı gibi. Ancak Namlı Port daha restoran havasında, brunch için açık büfe servisleri var. Çeşitler Namlı Gurme'den gidiyor oraya da, yani lezzet aynı. Ama stil meselesi, ben kesinlikle Namlı Gurme'yi öneriyorum. Bir kere burada gözünüz doyuyor :)






Namlı Gurme, hepimizin aşina olduğu Namlı Gıda şirketlerinin bir uzantısı. Aslında şans eseri, mekanın sahibiyle tanışma fırsatımız oldu. Biz tam kahvaltımızı nerede alsak edasıyla masa arayışına geçmiştik ki bir grup bey bize masasını sundu ve sonra açtığımız sohbet sırasında oranın sahibi olduğunu öğrendik Engin Bey'in. Namlı Gıda'nın et üretim tesislerini sattığını, bu mekanı da keyifli keyifli işletmeyi sevdiği için tuttuğunu öğrendik Engin Bey'den. Hatta çok uzun yıllar orada olur mu olmaz mı tartışmasında iddialı görmeyince Engin Bey'i tutamadım kendimi ve Istanbul'un buna ihtiyacı olduğunu söyledim kendisine. Böylesi bir mekan her yerde bulunmaz..



Namlı Gıda'dan bildiğimiz kalite burada sürdürülmüş. Çeşidin bolluğu bir yana (ki Okko, Köylüce gibi yerlerde de çeşit bulabilirsiniz) sunum ve istediğiniz herşeyi tadabilme özgürlüğü çekici kılıyor mekanı. Öncelikle dışarıda, kış bahçesinde ya da içeride yerinizi seçiyorsunuz, sonra da büfeye gidip bir tabak hazırlatıyorsunuz istediğiniz çeşitlerden. Tabi çeşitli yumurta ve omletler de ısmarlamanız mümkün. Şarküteri çeşitleri dışında mezeler anlatmakla bitmez. Hem deniz ürünü hem de salata tarzındaki mezeler her birinden tatma isteği uyandırıyor insanda. Hatta bizim aklımıza akşam saatlerinde gelip burada demlenmek te geldi ama öğrendik ki alkol yokmuş mekanda.
Biz İstanbul'luların popüler kahvaltı mekanı Rumeli Hisarı'dır ama inanın burası Rumeli Hisarı'ndan sonra on numara vereceğiniz bir alternatif. Hem tarihi dokunun içinde kahvaltınızı ediyorsunuz denize nazır hem de hisarda yaşanan kalabalığı görmüyorsunuz. Fiyatlar pahalı bence ama yine aldığım keyfe göre kabul edilebilir buldum ben. Kesinlikle tavsiye ediyorum..

11 Nisan 2010 Pazar

Kahramanmaraş Mutfağı - Sabırtaşı

Bu cumartesi akşamı Taksim'e gidenler bilir, herkes baharın verdiği enerjiyle atmış kendini yollara ve İstiklal caddesi dolup taşmıştı insan seliyle. Biz de birkaç kafadar cumartesi saat sekiz civarı İstiklal Caddesi'nde acıkmış dolaşırken içimizden birisi dedi ki, meşhur içli köfteciye gidelim. Diğer arkadaşlar da bunun iyi bir fikir olduğunu üşününce daldık Sabırtaşı'na.



Sabırtaşı Galatasaray Lisesinden tünele doğru hemen sağda, Yapı Kredi Bankası'nın tam karşısında bir binanın beşinci katında. (İstiklal Caddesi No 112) Cadde üstünde camekanlı bir arabada satılan içli köfteler ve mantı dikkati çekiyor, yoksa burayı sokaktan farketmek çok zor. Binanın içine giriyor, daracık merdivenlerden beş kat çıkıyorsunuz restorana ulaşmak için. Üstelik te bu binaya girip te beşinci kata ulaşana kadar içli köfteye konsantre olmanız şart, çünkü her katta sizi kendine çekip yukarıya çıkmaktan vazgeçirecek mekanlar var. Bir dans kursu, bir amatör doğaçlama tiyatro falan.. Neyse en son kata gayret edip te çıkarsanız ulaşıyorsunuz Sabırtaşı'na.



Sabırtaşı'nın hikayesi Kahramanmaraş'tan göçüp gelmiş, İstanbul'da çaresizce para kazanmanın yollarını ararken içli köfte satmayı akıl etmiş Ali Bey'e dayanıyor. Yıllarca arabada, seyyar içli köfte satan Ali Bey sonunda burada bir lokanta açmış. Ben buranın meşhur olduğunu duyunca büyük bir merakla aldım menüyü elime ve incelemeye başladım. Ekşili çorba, horhor kebabı, sömelek köfte gibi çeşitli yöresel lezzetleri görünce de keyifle beklemeye başladım siparişleri.





Ben burada hep çok sevdiğim mekanları yazdım şu ana kadar, buranın da öyle olacağını düşündüm ilk izlenimlerimle. Ama malesef sonunda böyle hissetmedim, biraz da hayal kırıklığı yaşadım doğrusu. Biz meraklı bir grup olarak çeşit çeşit sipariş verdik masada ve denedik menüdeki birçok opsiyonu. İçli köfte güzeldi gerçekten, kendine has bir lezzeti vardı. Hem hafif hem de doyurucuydu. İçli köfte burada taneyle sipariş ediliyor ve tanesi 4 YTL. Buraya gelip te sadece içli köfte yemek bir opsiyon olabilir, diğer seçenekler bizi pek memnun etmedi. Horhor kebabı ısmarladık diğer bir çeşit olarak, gördüğümüz bizi oldukça şaşırttı. İnanmazsınız, Kahramanmaraş mutfağından gelen bu yemeğin içine soya sosu ve soya filizi koymuşlardı. Wokta pişmiş bir çin yemeğini andıran bu "kebabı (!)" yerken masada Kahramanmaraş'ta Çinli nüfüsun olup olmadığının geyiği bile döndü. Ekşili çorba denedik, vasat bir lezzetti. Mantı denedik, doğru dürüst kıyması bile yoktu. Sömelek köfte denedik, yağlı ve lezzetsizdi. İsterseniz daha fazla detay vermeden çok kısa bir özet yapalım: Sabırtaşı'na sadece içli köfte yemeye gidin, başka bir seçenekten fazla medet ummayın.
Sadece yemekler değil, yemeği keyfe dönüştüren diğer konularda da iyi not veremeyeceğim Sabıraşı'na. Servis yavaş, garsonlar yetersizdi. Mekan tam İstiklal Caddesi'ni üstünde ve beşinci katta olunca manzarası çok güzel. Eğer cam kenarında bir masada oturabilirseniz kuşbakışı İstiklal caddesini izleyebiliyorsunuz. Bunun keyfi için buraya gelir misiniz bilmem. Hesaplı, alkolsüz, fazla keyif yapmadan kalkacağınız bir yemek yemeyi düşünüyorsanız ve içli köfte ile doyarım diyorsanız buyrun gidin Sabırtaşı'na. Ben önermiyorum malesef. Ali Bey'e ayıp olmasın ama Kahramanmaraş'ta bundan daha iddialı bir mutfak vardır eminim. Umarım menünün üzerinde biraz daha çalışmayı düşünürler..

24 Ocak 2010 Pazar

Bistro 33 - Bağdat Caddesi

Bağdat Caddesi'nde bir mekanda, cok sevdiğimiz bir arkadaşımızın vedası için bir öğlen yemeği yedik bu hafta: Bistro 33'te. (Zincirliköşk Sok No.10). Hava öyle soğuk ve yağmurluydu ki mekanın kapısında bizi karşılayan vale arkadaşlar için hiç bu kadar sevindiğimi hatırlamıyorum. Yoksa sokağın birine parketmek te mümkün olurdu sanırım.

Bistro 33'te daha önce de pazar brunchına gelmiştim. Burası sabah on gibi açılıp gece onikiye kadar servise devam eden hem kafe, hem bar, hem restaurant hem arkadaslarınızla oturup sohbet edebileceğiniz bir cadde klasiği. Hepimizin adını iyi bildiği Midpoint ya da Kitchenette benzeri böyle amerikan tarzını yansıtan mekanlar çoğalıyor gitgide. İlginçtir ki hepsi de populer. Sanırım mekanın tarzı veya mesajından öte insanlar piyasa anlamında geliyorlar böyle mekanlara.

Bistro 33'te servis zeytin ezmesi ve zeytinyağı eşliğinde lezzetli ekmekçiklerle başlıyor. Soğuk bir kış gününde şömineye yakın bir masa kapabilirseniz içiniz ısınır, yoksa koca mekanda özel bir masa yerleşimi, dekoru gözüme çarpmadı. Hoş dekore edilmiş, modern bir dizayn ama ruhu pek yok sanırım. Amerikan tarzı dediğim mekanların tipik bir özelliği aslında bu, hoş bir mekan ama kendinizi oraya ait hissetmiyorsunuz. Servis oldukça hızlıydı, kalabalık bir grup olmamıza rağmen hem oldukça hızlı hem de hiçbir karışıklık olmadan servis ettiler tüm yemeklerimizi. Porsiyonlar da tam amerikan tarzı. Kocaman kocaman tabaklar gözünüzü doyuruyor mideden önce.

Menü ilk bakışta bir italyanı andırıyor. Pizza, makarna çeşitleri kayda değer. Masamızda makarna yiyen tüm arkadaşlarım memnun kaldılar lezzetten. Ben baharatlı bir dana bonfile ısmarladım. Bonfilenin yumuşaklığı, baharatların ete işlemişliği bir harikaydı. Ağızda dağılan bir bonfileydi lafın anlamıyla. Garnitür kısmı zayıftı bir hayli. Sadece bir miktar lezzetsiz patatesle servis edilmişti etim. Bunu göz ardı etmeleri şaşırtıcı aslında, özellikle etin başarısını görünce..
Son olarak fiyatlara gelelim.. Ana yemekler 30 TL civarında ve oldukça doyurucu. İçeceğinizle birlikte 40-45 arası çıkabileceğiniz bir mekan.

Şimdi düşündüm de, sevdim mi ben bu mekanı? Aslında hayır. Lezzetli miydi evet, servis hızlı mıydı evet, hesaplar uygun muydu evet.. Sevmiş olmam, tavsiye etmem gerekirdi sanırım Bistro 33'ü ama o ruhu bulamıyorsunuz burada. Hem kahvaltı, hem öğlen yemeği, hem akşam yemeği, hem bar, hem kafe, hem et yemekleri, hem pizza, hem makarna, hem balık derken çizgisini kaybetmiş bir yer burası. Yani insan buraya neden gelir? Bence kalabalık bir grupta herkesin sevdiği birşeyler olsun, mekan da büyük olduğu için muhabbet edilebilsin diye düşündüğünüzde gidebileceğiniz bir mekan burası. Bir de piyasası vardır herhalde. Onun için uygun bir saatte orada değildim ben. Bu konudaki yorumları size bırakıyorum.

7 Ocak 2010 Perşembe

Abdullah Ustanın Yeri

Çalıştığım yere yakın diye bir kere denemek için gittiğim ama sonrasında müdavimlerinden olduğum bir yer Abdullah Usta'nın Yeri. Bir söylentiye göre Abdullah Usta (Abdullah Palacıoğlu) rahmetli Turgut Özal'ın aşçısıymış. ((şehir efsanesi olabilir (!) Google'da arayınca çıkmıyor) Bostancı Sanayi Sitesi'nde, araba tamircilerinin ortasında, yürürken zorlandığınız yolların ortasında bir yer. (Doğanbey Cad. Tepe Sok. No:16 - 216 - 5756316) Arabayla da gelip sağa sola parkedebiliyorsunuz. Tavsiyeyle gitmeseniz aklınıza gelmez buraya uğramak. Ama şu kadarını söyleyebilirim ki değme ev yemekleri restoranları solda sıfır kalır Abdullah Usta'nın yanında. Tabi ambiyans, elegans, şıklık kriterleri arıyorsanız asla düşünmeyin.

Esnaf Lokantası dendi mi lezzet şarttır diye düşünürüm hep. Sonuçta müşteriler hep aynı, bir gelen bir daha gelmezse gelmesin diye düşünme lüksü yok. Hal böyle olunca hem çeşit, hem de fiyat kalite orantısı cok yerli yerinde oluyor. Efendim bu esnaf lokantası da diğerleri gibi, bol bol çeşit ve lezzet bulunduruyor. Her öğlen 4 çeşit çorba (genelde ezogelin, mercimek, yayla ve tavuk suyu), zeytinyağlı ve etli dolmalar, pilavlar, kebap çeşitleri, döner, her türlü sebze yemeği ve tatlılar sunuyor.

Mekanda çok severek yediğimiz bir patlıcan kebap var bizim arkadaşlarla. İri iri kıyılmış ve yağda sotelenmiş patlıcanları kocaman ve yumuşacık etler ve bol salçalı sosuyla fırınlamışlar. Harika bir lezzet. Yanında pilav çok iyi gidiyor. Aslında patlıcan ve et severler için bol kombinasyon var burada. Sandal diye parça etli bir karnıyarık yapıyorlar ki üstü kaşar peynirli fırınlanmış, ağzınıza layık.

Servise gelince, etrafınızda anında pervane olan, çok eli çabuk garsonlar var burada. Yemeğe başlamanız, mekana girişinizden en geç bir dakika sonra oluyor. Üstüne üstlük servis masaya, yani self servis değil. Temizliğine de diyecek hiçbir sözüm yok, en ufak bir koku bile olmuyor rahatsızlık veren. Fiyatlar için ise ne söylenir. Bir esnaf lokantasından bekleneceği üzere, çorba, yemek, pilav, içecek gibi bir menüye vereceginiz rakam 15 TL'yi geçmiyor. Kısacası, Bostancı civarında öğle yemeği yiyecekseniz adresiniz belli diyorum. Afiyet olsun

6 Ocak 2010 Çarşamba

Bebek Mangerie'de Akşam Sohbeti


Mekanımız cok keyifliydi bu aksam. Bebek sahil yolunda, tam Küçük Bebek yokusunun indigi noktada, 3. katta Mangerie. Kapıda araba bırakabiliyorsunuz, klasik Istanbul adeti, ne numara veriyorlar ne de bir kart. Sonucta emanet ediyorsunuz arabayı baska caresi olmayınca.

Mekanın girisi tam bir eve girer gibi, koskocaman da bir teras var restoranda. Sanırım gecmiste burada yasayan sanslı birileri varmıs:) Tam modern döşenmiş bir evin salonuna girmiş gibi hissettim içeride. Üç beş masa, açık bir mutfak, bir köşede kitap rafları ve önünde rahat koltuklar, bir köşede de bar ve kahve köşesi..

Gelelim yediklerimize. Uzun süredir görüşmedigim bir arkadaşımla şeker gibi muhabbet ettik bu akşam. Arkadaşımı beklerken taze sıkılmış bir meyve suyu içtim. Buz gibi nar suyunu ince kıyılmış armut dilimleriyle ve bir dilim portakalla süslemişlerdi. Tatlı ve ekşinin büyülü bir buluşması var narda. Bir de rengi var ki, insanın ağzı sulanıyor görünce bile.

Sipariş öncesi gelen nefis zeytinyağı da çok güzel yakışıyor böyle yemeklere. Sıcak ekmek gelmeli ama yanında, mekan kepekli, sıradan ekmekler sundu bize.

Yemekte balık ekmek ısmarladım. Bildigimiz balık ekmekten degil ama. Kocaman bir mısır ekmegi dilimi arasına ızgara levrek, közlenmiş biber, roka ve yeşil zeytin tapenade (bence bir nevi ezme) var bu balık ekmekte. Bence lezzette bir miktar tuz (belki kornişon ya da kapari) ve limon eksiği vardı. Servisi de zenginleştirecek ayrıntılar düşünülmemiş. Çeşitli soslar, salata, küçük domatesler güzel olmaz mıydı yani?

Hesaba gelince, fiyatlar yuksek bence. Kişi başı 40-50 YTL düşünmek lazım, o da içki içmezsen. Nefis şaraplardan da tadayım derseniz biraz daha gözden çıkarmalısınız. Yine de romantik bir mekan, sohbet için muhteşem. Gündüz manzaranın büyüleyici oldugundan eminim, gece cok fazla göremiyorsunuz etrafı. Hele de mevsim yaz olunca terasın keyfine doyum olmaz bence.